"Arabeskin ‘babalarına’ ekran hiç de iyi gelmiyor"

Gazete, Dergi, İnteret Portalı vb. Basında Çıkan Haberler ve Duyurular...
Forum kuralları
DİKKAT! Bu bölümde yayınladığınız haberleri nereden aldıysanız, haberin WEB ADRESİNİ kaynak olarak yazmanız ZORUNLUDUR.

Örneğin:
(Kaynak: http://www.tercuman.com.tr/v1/yazaryazi ... ziid=12239 )

"Arabeskin ‘babalarına’ ekran hiç de iyi gelmiyor"

Yeni mesajgönderen idam_mahkumu tarih 12 Ara 2008, 22:17




Arabesk efsaneleri, Orhan Gencebay ve Müslüm Gürses babalar, televizyon şovlarındaki performanslarıyla karizmayı iyiden iyiye çizdirdi

Uzmanlar bu işin daha 30’lu yıllarda Hafız Sadettin (Kaynak) ile başladığını, daha sonra Abdullah Yüce, Suat Sayın gibi fantezi yıldızlarıyla şekillendiğini söylese de “arabesk” çağı 60’ların sonunddenk gelir. Orhan Gencebay’ın ilk 45’liklerini doldurduğu yıllar gözönüne alındığında, arabeskle formel olarak tanışmamızın üzerinden neredeyse bir 40 yıl geçtiğini, biraz da şaşırarak fark ediyoruz. Arabeskin Türkçe popun ruhunu ele geçirmesi, onunla anlatımsal olarak birleşmesinin üzerinden de en azından bir 20 yıl geçti. Son bir iki yıldır ise arabesk efsanelerinin (“babalarının”) sıkça TV’lerde arzı endam ettiğini gözlemliyoruz. Benim gözüme bu sıralar sıkça takılan iki “babanın” ekranlardaki durumu hiç de iç açıcı görünmüyor. Yanlış anlamayın, benim açımdan değil, kendi dinleyicisi (“yüce Türk milleti”) açısından diye düşünüyorum.
Bunlardan ilki ve kuşkusuz en “babası” Orhan Gencebay. “Orhan Baba”, Diva’nın (ya da halk deyişiyle “Ablanın”) yanında sürekli olarak karizmayı çizdiriyor, onu eleştiren “entellerin” ağzıyla konuşup sürekli müzik bilgisi paralamasına karşın bir türlü jürinin diğer üyelerine derdini anlatamıyor! ‘Kitsch’ denen şeyi tarif etmek zordur ama Orhan Gencebay’ın kostümlerine bakınca “arife tarif” falan gerekmiyor. Bu mevzudaki favorim her hafta değişiklik gösteren yakadaki “çiçek soyutlamaları” ya da prototipleri, ama bazı arkadaşlar ‘kitsch’ mevzusuna daha bütünlüklü yaklaşıp tüm kostüm üstünde, hatta onu da sarıp sarmalayan dil-beden uyumuna, “tevazu krizlerine” falan takılabilir. Bu arada, yarışmacıların şarkı icralarında dili olabildiğince eğip bükmelerine (jüri dilinde “keriz” deniyor, dikkatiniz çekerim!) dayanamayıp prozodi nutukları çeken sayın Gencebay’a halen birisi “makam” sözcüğünü nasıl telaffuz edildiğini öğretmiyor, ben buna da dayanamıyorum. Bu müthiş yarışmadaki son icat bir “halk jürisi” oluşturup, “uzmanlar jürisi” ile dengelemek oldu. Ama “boynu halkı karşısında kıldan ince” uzmanlar jürisi ile “milleti” temsil eden halk jürisinin ayarı hiç tutmadı.
Hani derler ya, yeteneksiz şarkıcılar DJ olur, hem sevdikleri şarkıları çalar hem de çalan şarkıya ağızlarını açıp kapatarak “söylermiş gibi” eşlik eder, mutlu mesut olurlarmış. Programdaki halk jürisinin üyeleri maşallah “bilgiçlik” hastalığına tutulmuş, sara nöbeti geçirir gibi eleştirileri bir makineli tüfek misali saydırırken, uzman jüriyi de, yüksek puan verdikleri için eleştirmeden de edemiyorlar. Yüksek puanlar konusunda sürekli zirve yapan “Orhan Baba” halk jürisinden gelen eleştiriye (ya da “zırvaya”) bozulup yarışmadan çekilmeye kalkınca programda kontak attı desek yeridir. Halkın starı, halkın “halis” duygularıyla hemhal olunca aklı önce kısa devre yaptı ama belli ki kuliste birileri sigortayı tamir etti ve “sanatçı duyarlılığı galebe çaldı”. Sonra da “Orhan Baba”, paşa paşa jürideki koltuğuna döndü. Buna karizma çizdirme denmez de ne denir.

Çizdirdin karizmayı baba
Dün gece, ilk kez yayınlanan “Baba Şov”a bakma gafletinde bulundum. Sosyolojik açıdan çok özgün olduğunu düşündüğüm şovlara sahip Flash TV’de günlerdir tanıtılan bu program konusunda ümitli değildim ama bu kadarını da beklemiyordum. Program dekoru, eminim ilerde bir “yaratıcılık şahikası” olarak anımsanacak olan, sanayide bir “araba tamirhanesi” simulasyonuna dayanıyordu. Sözde “çaycı”, “dükkan sahibi”, “müşteri” rollerindeki sakilliklerden, metin yazarı zafiyetinden bahsetmek bile istemiyorum. Ama asıl acıklı ve “Müslüm Baba”nın karizmasını “çizen”, babanın bizzat şovu sunmaya soyunmasıydı. Aynı sözcükler sürekli olarak tekrarlanarak konukları övme, şarkı sözlerini sehpa olmadan okuyamama, yani aslında akılda tutamama durumu, günün anlam ve önemine binaen yapılmaya çalışılan ama bir türlü bitirilemeyen söylevimsi konuşmalar. Bitmedi: Güneydoğudaki karakol baskını ve şehitler üstüne konuşabilecek sıkı bir konuğu varken (Seher Dilovan) konuyu boş sözlerle geçiştirme, söze girmek isteyen konuğu duymama ya da duymamazlıktan gelme de işin cabası. Şarkı faslı ise daha da ümitsizdi: Sürekli detone olma, orkestrayla uyum sorunları, özetle karizmanın hızla tükenişi.
Peki ne oluyor da, profesyonel menajerlerle çalışan, ün ve para konusunda hiçbir eksiklikleri olmayan bu iki “baba”, TV ekranına çıkmak için yanıp tutuşuyor? Bunun cevabını pek bilebildiğimi söyleyemem ama neden karizmalarını yitirdikleri konusunda biraz fikrim var. Öncelikle “baba” lafı üstünde durmalıyız. Arabeskin genç yıldızları hızla yükseldikleri o heyheyli günlerde boşuna “baba” lakabını almadılar. Onlar, açların, toplumsal eziklerin, yoksul göçerlerin, kısaca şehre gelen güçsüz, yarı ümitli, yarı ümitsiz pleblerin ruh hamisi oldular. Gerçi Orhan Gencebay hızla “burjuvalaştı”, şehrin varolan ruh iklimiyle hızla uzlaştı ama yine de, ne gazinolara çıktı ne de halk konserleri verdi. Bir kült figür olmuştu, umutsuzların güçsüzlerin rol modeliydi. Müslüm Gürses ise, daha işin başında kendi kültünü oluşturmuş, dinleyicisini tarif etmişti. Gencebay’la karşılaştırıldığında çok daha az olsa da, tam anlamıyla fanatiklerden oluşmuştu bu genç, erkek ve toplumun marjininde yaşayan yoksul varoş çocukları. Gazinolar değil halk konserleri oldu Müslüm’ü kültleştiren, özgünleştiren, cemaatleştiren.
Konuyu uzatmaya gerek yok. TV’lerin, yani herkes tarafından kolayca erişilen iletişim mecralarının en acımasız tarafı kitleselliğidir. Halbuki gerek “Orhan Baba”, gerekse “Müslüm Baba”ya can veren onların mahreminde (toplumsal cemaatinde) varolan çocuklarıydı. “Baba” ile “çocukları” arasındaki ilişki geniş bir ailede yaşananlara benziyordu, hiyerarşik ve otoriterdi. Ama TV’lerle kamusal alana çıkınca, otoriterliğini yitirince, mahremiyetinden sıyrılınca ve daha da kötüsü, gözle görülür bir biçimde ticarileşince, kültün “büyüsü” bozuldu, uçup gitti. Şimdi bu “çocuklar” yetim, yeni “babalar” arıyor!

ORHAN TEKELİOĞLU:  Bahçeşehir Üni.
  

Yazarın e-mail adresi: orhantekelioglu@gmail.com

Radikal Gazatesi, Linkleri sadece Üyeler görebilir.  12/10/2008

İnerken aklıma bir kara perde, herşey yeniden başlar bittiği yerde...





Berhüdar Ol'un

Kullanıcı avatarı
idam_mahkumu
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
Divan Sazı
Divan Sazı
 
Mesajlar: 3722
Kayıt: 25 Eyl 2007, 05:41
Teşekkür etti: 401
Teşekkür aldi: 1189
Uyarılar: (0%)
Konum: Gaziantep - Kıbrıs
Level: 46
HP: 1570 / 7478
1570 / 7478
MP: 3570 / 3570
3570 / 3570
EXP: 3722 / 3828
3722 / 3828


İlginizi Çekecek Diğer Başlıklar


Dön » BASINDAN

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 7 misafir

cron