'Türkiye'nin kendi müziği Orhan Gencebay'dır'
Üç dinin kutsal metinlerinden yola çıkarak bestelediği 'El' adlı yapıtı 29-30 Mayıs'ta sahnelenecek olan Tayfun'a göre, Türkiye'nin en büyük müzisyeni Orhan Gencebay
ÖMÜR ŞAHİN (Arşivi)
İSTANBUL - Yıllardır eserlerinde edebiyat ve müziği bir araya getiren, Almanya’da yaşayan besteci ve piyanist Tayfun Zeytioğlu, şimdilerde Kuran, İncil ve Tevrat’tan esinlenerek oluşturduğu ‘El - 33 Müzikal Tablo’ eserinin Türkiye prömiyeri için hazırlanıyor.
Dinlerarası diyaloğun mümkün olabileceğinin altını çizen eser 29-30 Mayıs tarihlerinde Kenter Tiyatrosu’nda sergilenecek. Müşfik Kenter, Kudsi Erguner, Gebhard Ullmann, Matias de Oliveira Pinto gibi isimleri bir araya getirecek olan prömiyer öncesi Tayfun Zeytioğlu sorularımızı yanıtladı.
Dini ve müziği birleştirmek fikri nasıl oluştu? Politik bir duruş var mı burada?
Bunun hiçbir ideolojik, politik yanı yok. Basit gündelik şeylerden hareket ettim. Mesela annem Arapça okumasını bilirdi. Onun okuduğu Arapça Kuran’ın ve dilin inanılmaz bir müziği vardı, o müzik beni çok etkilemişti. Orada inanılmaz bir ritm var. 80’lerde Kuran’ı sonra İncil’i de okudum. 1992’de üç kitabı bestelemeye başladım.
Yaptığınız müziği siz nasıl tarif ediyorsunuz?
Bu benim değil eleştirmenlerin uğraştığı bir konu. Ben sadece üretiyorum. Ama tabi ki, Nijerya’da, Japonya’da, Antartika’da doğmadım, İstanbul’da doğdum büyüdüm. O toplum beni belirledi. Türkiye 200 yıldır Batı’yla meselesini hâlâ çözememiş bir toplum. Onun için istesem de, istemesem de çeşitli müzikler ve kültürler benim müziğimde bir araya geliyor. Bunu istemedim, hesaplamadım, planlamadım ama benim kulağımda Cemal Reşit Rey de var, Âşık Veysel de var; tabi ki Orhan Gencebay, Minür Nurettin Selçuk var. Geçenlerde İsmail YK’yı dinledim, belki o da vardır.
Az önce İsmail YK’yı duyduğunuzu söylediniz. Türkiye’de kimileri bu müziği ‘dejenere’ olarak algılar. Sizce de öyle mi?
Ben o müziği hayatta dinlemem. Ama belli uyanık bir çocuk, tatlı bir adam biraz da şeytan tüyü var. Ama dejenere demiyorum.
‘Müzik şöyle olmalı’ diye bir koşulunuz yok öyleyse...
Realiteyi olduğu gibi kabul edip onu en iyi şekilde ortaya çıkarmak gerekiyor. İşte bu sentez olayını müzikte bence en iyi şekilde Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük müzisyenlerden Orhan Gencebay babamız yapıyor. Önünde saygıyla eğiliyorum. Türkiye’nin müziği Batı’ya gelen Mozart çalan piyanistler değil Orhan Gencebay’dır.
Bu eser için çalışırken pek çok dini metin okudunuz. Nasıl etkiledi bu metinler sizi?
Bu üç kitaptaki metinler müthiş. Bunlara küfreden insanlar var, hakikatten aptaldır. Beğenelim beğenmeyelim edebi olarak o kadar büyük şeyler var ki bu kitaplarda... O büyük güzellikler karşısında hayran kaldım.
Bu demek değildir ki ben orada yazan her şeyi A’dan Z’ye kabul ediyorum. Hayır. Ama mesela Tevrat’ta ‘Eyyüp’ bölümü herhalde Dostoyevski seviyesinde bir yazı. Keşke vakit ve imkân olsa da bunu 2.5 saatlik bir eser değil, Wagner’in dört gün dört gece süren Ring operaları gibi yapabilsek. Çok çok inanılmaz güzellikte hikâyeler var bu kitapta bunları yakından öğrendim hep.
Radikal, 26 Mayıs 2009,
Linkleri sadece Üyeler görebilir.