Dinleyen, anlayan; bilen bilir… En sıkıntılı anımızda dahi çıksa, tebessüm etmemize sebeptir bu şaheser… Çok yakışıklı, çok sempatik, çok dürüst ve doğal bir Gencebay eseridir kendileri….
Konuyu biraz açalım bakalım… Yazının sonunu bende kestiremiyorum, bakalım bu yazımın ucu nerelere varacak.. İnanın bende bilmiyorum… Hep beraber yaşayalım bu şarkıyı;
Buyurunuz ey Gencebay cemaati…
Camdan baka baka, nihayet hatır gönül güneş doğmuştur o karanlık geceye. Ömrünüzde belki ilk kez güneşin doğmasını bu kadar fazla istiyordunuz. İşte doğdu..
Evin içinde tıkırtılar belirdi… Bu genç ve heyecanlı toy aşık salona çıkmıştı. Babası sabah namazına kalkmıştı. Onu görünce;
- Oğlum, hayırdır ?
- Hiç Baba.. Uykum katçıda…
Babasının sabah namazına kalktığın görünce sevinmişti. Çünkü babasının sabah namazına kalkması demek, sabahın geldiğinin habercisiydi… Ne geceydi onun için. Her saniyesinde bir ah, bir of, bir vah..
Zaman sanki biraz hızlanır gibi olmuştu. Babası işe gitmek için hazırlanıyordu. Ve birazdan kapıyı usulca kapatarak;
- Yâ Fettâk ! Yâ Rezzâk!… Dedi ve o günkü rızkını aramak için yola koyuldu…
Pencereden babasının gidişini seyrediyor. Bir yandan da “of..” çekiyordu…
İçinden; “Baba seni çok seviyorum… Sabahın beşinde o tatlı uykunu böldün, bizler için ekmek kazanmaya gidiyorsun.. Allah seni başımızdan eksik etmesin, Allah yokluğunu göstermesin.. İnşallah bizde bir gün senin gibi ailemizin patronu olacağız. Çoluğumuzun çocuğumuzun rızkı için sabah kalkıp yola koyulacağız…” şeklinde manevî feryatlar geçti..
O kadar neşeliydi ki; tarifi mümkün değildi. Çünkü o kasvet dolu, sonsuz bekleyiş dolu geceye güneş doğmuştu…
İlk işi teybe yine “ Ya evde yoksan” albümünü koymak olmuştu… Kaseti gece dinlerken, yarıda bırakmıştı. Teyp “Hep böyle kal” şarkısından çalmaya başlamıştı…
Müzik girer girmez, bir ürperdi sardı içini.. Geceden beri bekleyişle özlemle dolan içi ısınmaya, onarılmaya başlamıştı bu şarkı ile.. Şunun şurasında bir günlük aşıktı ama, sanki kendini yıllardır aşık gibi hissediyordu.. Çünkü içinde Yaradan’ın vermiş olduğu aşk ile doğan bir sevgili vardı.. Aşk onun içinde yıllardır yaşıyordu.. Ama sahipsiz, isimsiz ve kimliksiz bir aşktı… Bu mecnun Gencebay’cı, yıllardır gönlündeki aşkın hedefini aramıştı..
Saat altıyı az biraz geçmişti… Gencebay söze başladı;
”Bugün çok güzelsin, bugün bir başkasın…”
Bizim aşığın içi içine sığmıyordu.. Allah’ım, ben yıllardır Özlem’i seviyormuşum…
Yüzünü bile unutmuştu sevdiğinin. Ama sanki onu her saniye görüyormuşçasına “ Bugün çok güzelsin, bugün bir başkasın…” diyebiliyordu.. Bu inanılmaz bir olaydı..
“Dilerim tanrımdan hep böyle kal…”
Sanki sevdiğini bir gündür değil, yıllardır seviyordu. Ve onun Yaradan’a gönlü el açmış dua ediyordu… Diliyorum sevdiğim, bugünkü güzelliğin, tazeliğin ve bir başkalığın bir ömür boyu devam eder…
“Bugün sevmenin de, bugün gülmenin de bam başka bir anlamı var…”
Bugün gönlümdeki aşka isim verişimin ilk günü diyordu Ömer. Gerçektende o gün çocuk gibi sevinmenin, gülmenin bam başka bir anlamı vardı onun için. Çok özel bir sabahtı. Bir o kadarda güzel bir sabah.. Daha dün sabah nasıl uyanmış, mutfağa gidip çayın altını yakmıştı Ömer. Ama bu sabah her şeyi değişmişti onun.. Dün “Ne güzel şaheser” dediği şarkıyı bugün yaşıyordu. “Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli..” sözü yaşıyordu.. Dün sevmek ne demektir bilmezken, bugün kırk yıldır aşıkmış gibi sevmenin de, gülmenin de bam başka anlamı olduğunu çok iyi biliyordu..
Bu bir gönül mucizesiydi onun için..
Gönlü adeta kürsüye çıkmış, eline mikrofon almış hiçbir engeli sorun etmeden doğrudan sevdiğinin gönlüne sesleniyordu;
”Dünya ellerinde, dünya gözlerinde.. Bizde yaşanmamış arzular var….”
Ey sevdiğim, benim dünyam şu vakitten sonra sensin.. Dilediğin gibi değiştirme hakkına sahipsin.. Dünyam senin ellerinde.. Dünyanın her mutluluğu, her ümidi, her umudu ellerindedir benim için.. O eller ile ister beni mutlu edersin, istersen kahredersin. İsterim ki yaşat beni, sevip sevindir.. Varlığıma karar vermek senin emrindir.. Hele o gözlerin… Gözlerinde benim için hazırlanmış öyle bir dünya var ki… Görüyorum gözlerinde, bana kurmuş dünyayı.. Herkese kısmet olmaz yaşamak, bu sevdayı…
Henüz yolun başındayız sevdiğim.. Seninle beraber paylaşmamız gereken, yudumlamamız gereken o kadar çok fazla şey var ki.. Ne güç yeter ne dil anlatmaya.. Ömrüm yetmez belki bir sen daha bulmaya… Gel, benim ol. Hep böyle kalalım… Benim dünyamı senin ellerinde ve gözlerinde yaşayalım… Yaşanmamız arzuları, bulutların üzerinde yaşayalım…
“Bırak zevk alalım.. Bırak yaşalım… Nasılsa oldu olanlar…”
Mani olma ne olur sevdiğim… Zamana bırak, kendini aşka ve bana bırak.. Yaşayalım, paylaşalım.. Nasıl olsa oldu olanlar… Gördü gözlerim.. bir gerçeği gözlerinde gördü gözlerim… Sevgilin budur senin. “Sev dedi” gözlerim.. Nasılsa olanlar olmuş artık. Olmuşla ölmüşe çare bulunmaz sevdiğim. Aşkın önünde duramazsın. Bırak ne olur şu üç günlük dünyada bizde mesut olalım.
“Yaşamak, hem de seninle.. Gör de bak; her şey bizimle.. Gelecek günlerimin, ortağı ol benimle..”
Zaten o kadar mutluydum ki ben.. Sağlıklı, zeki, bilinçliydim. Yaşıyordum. Şimdi senin ile çok daha farklı bir anlam kazandı yaşantım ve hayatım.. Yaşamak ne kadar güzel değil mi ? Nefes alıp vermek. Kalp atışlarını hissetmek. Etrafa bakmak… Bir de bu güzelliklerin üzerine sen kendini ekle ? Ortaya nasıl muazzam bir anlam çıktı değil mi ? Ömer’in hayatında sen varsın artık. Yaşamak, o kadar güzel ki.. Hem de seninle yaşamak…
Görmüyor musun ? her şey bizimle değil mi? Nasıl oldu da tanıştık. Nasıl oldu da sana deliler gibi sevdalandım… Olan bitenin farkında değil misin? Bunlar bir rastlantı olabilir mi ? Gör de bak sevdiğim. Her şey bizimle, kader bizden taraf, hayat bizden taraf. En güzel duygular gönlümde görücüye çıkacağı anı kaplumbağa yavrusunun yumurtasından çıkıp okyanusa doğru iştahla yürüyeceği anı beklediği gibi bekliyor…
Sadece sevdiğim olarak kalma, gelecek günlerime ortak ol. Benim ol sevdiğim. Bu aşk bana fazla. İkimize de yeter içimdeki duygular… Yeter ki iste sevdiğim. Gelecek günlerim; al senin olsun. Al senin olsun bende ne varsa, istemem sevdiğim mutlulu senden çok… çok uzaksa..
“Diller seni söyler, düşler senle dolu… İsterim ki yalnız benimle kal… “
Öyle bir geceydi ki, dilim durmadan seni andı… Düşlerim, hayallerim seninle doluydu… Bir göründün bir kayboldun gözüme. İstedim ki yalnız benimle kal, benimle ol…
“Sende dayanılmaz, sözle anlatılmaz tarifsiz bir duygu hali var…”
Sende öyle inanılmaz ve anlaşılmaz şeyler var ki, benim edebiyatım bunları açıklamama izin vermiyor… Ezberlerimi bozdun sevdiğim. Tarif edemiyorum güzelliğini, duygunu, sevgini… Seninle altı üstü 5-10 dakika konuşabildim ama, inan asırlara bedeldi benim için. İzâhı mümkün olmayan bir duygudur bu…
”Rabbin bildiğini senden saklayamam, dilediğin ne varsa bende var…”
Allah’ım biliyor benim gönlümdeki aşk okyanusunu. Bunu senden gizlemiyorum. Al senindir diyorum sevdiğim. Saklamıyorum senden, içim de dışım da birdir benim. Allah bu güzel gönlü bana mezara kadar taşı diye mi vermiş ? Senin kadar güzel bir insanı nasıl olurda sevmem, nasıl olurda aşık olmam ? Allah’ın gücüne gitmez mi bu ? Yarın öbür gün mahşerde, “Sana bu kalbi kötülükle mi doldur dedim…” derse, ben ne cevap vereceğim… Gel, paylaşalım. İkimizindir bu gönlümde ki hazine… Sen ne arıyorsun, benden istediğin nedir ? temiz bir kalp, doğruluk, dürüstlük ve senle dolu bir gönül değil midir? Eğer dilediğin bunlarsa, bende fazlası var sevdiğim…
“Senin mi, O kadar gibi yanan dudaklar,
Senin mi, O pespembe mahcup yanaklar,
Senin mi, Aşka davet eden çılgın bakışlar;
Sevgilim yoksa benim mi ?...”
Sence bu güzelliklerin bende olması mümkün mü ? O gün, okulun bahçesinde gözlerimin içine yeşil yeşil bakarken, dudakların kor gibi değil miydi ? yanakların mahcup; bir o kadar da pespembe değil miydi ?, bakışların aşka davet edercesine çılgın değil miydi ?
İnanmıyor musun ? Söyle sevdiğim, bunların hepsi benim mi ?
Eğer bunların hepsi seninse – ki senin – Ben sana nasıl aşık olmayayım sevdiğim ?
Berhüdar Ol'un, Hep Böyle Kalın !










