GENCEBAY FELSEFESİNE TERSTEN BAKANLAR...

Yunus Emre'ye ve Mevlana'ya Kadar Uzanan Engin Felsefe...

Re: GENCEBAY FELSEFESİNE TERSTEN BAKANLAR...

Yeni mesajgönderen hasretsevda tarih 05 Mar 2011, 02:07


...
En son hasretsevda tarafından 05 Mar 2011, 14:44 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.
Kullanıcı avatarı
hasretsevda
 
Teşekkür etti: 0
Teşekkür aldi: 3
Uyarılar: (0%)
Level: 0
HP: 0 / 0
0 / 0
MP: 0 / 0
0 / 0
EXP: 0 / 0
0 / 0

Re: GENCEBAY FELSEFESİNE TERSTEN BAKANLAR...

Yeni mesajgönderen canitez tarih 05 Mar 2011, 03:45

şimdi tüm söylenenler değerini yitirdi benim gözümde...

söz gümüşse sükut altındır..
Kullanıcı avatarı
canitez
Elektro Bağlama
Elektro Bağlama
 
Mesajlar: 423
Kayıt: 19 May 2009, 23:39
Teşekkür etti: 53
Teşekkür aldi: 86
Uyarılar: (0%)
Level: 19
HP: 23 / 798
23 / 798
MP: 381 / 381
381 / 381
EXP: 423 / 466
423 / 466

Re: GENCEBAY FELSEFESİNE TERSTEN BAKANLAR...

Yeni mesajgönderen hasretsevda tarih 05 Mar 2011, 14:44

...
Kullanıcı avatarı
hasretsevda
 
Teşekkür etti: 0
Teşekkür aldi: 3
Uyarılar: (0%)
Level: 0
HP: 0 / 0
0 / 0
MP: 0 / 0
0 / 0
EXP: 0 / 0
0 / 0

Re: GENCEBAY FELSEFESİNE TERSTEN BAKANLAR...

Yeni mesajgönderen levon10 tarih 05 Mar 2011, 22:58

Hadi bakalım yine durduk
Yine biz kalbden vurulduk
Deryaya dalarken alemde
Yine sağa sola savrulduk

Yahu nasılmış ömür günleri
Verirken bağdan üzümleri
Az da sen su ver ey ademoğlu
Sevme gülün varken dikeni

Yakıp yıkıp tertemiz yuvanı
Ben sandın şu oyun bozanı
Aklın karışmış çöz de gel
Sen mi sandın küçük kozanı

Tamam bizde de var o cüz
Ama sen istersen gene küs
Akıl yanmaz bedendir O
Neyse görüşmek üzre çüz



Aklın varacağı yolu bilmek
Hafızayı zâyi edip silmek
Boyna geçen bâtın ilmek
Bizlere akıl ile kâr olur.


O hâl süren kendi
Şimdi bu hâl dedir.

levon10
Kullanıcı avatarı
levon10
Divan Sazı
Divan Sazı
 
Mesajlar: 1722
Kayıt: 09 Nis 2010, 14:47
Teşekkür etti: 757
Teşekkür aldi: 395
Uyarılar: (0%)
Level: 34
HP: 709 / 3226
709 / 3226
MP: 1540 / 1540
1540 / 1540
EXP: 1722 / 1736
1722 / 1736

Re: GENCEBAY FELSEFESİNE TERSTEN BAKANLAR...

Yeni mesajgönderen levon10 tarih 06 Mar 2011, 23:56

Neden yanlış diyorum bu konularla ilgilenenler bilirler aslında neyin ne olduğunu, bilmeyen dostlar bir göz gezdirebilir sanırım... Çeşitli yazılar var ancak konu bundan çok derindir... O nedenle yaşamak gerekir faziletimiz ortaya çıksın diye... Böyle işte kalın sağlıcakla...
Saygılarımla levon10


Genel Düşünce Tarihi'ne Giriş



          Arza halife olarak yaratılan Adem ve Eşi cennette yaşanan  mizanse­nin ardından arza indirildi. Yeryüzünde onlar için belli bir vakte kadar hayat sürecekti.[1]  
          Sınavı yitiren İblis'te aynı süre yaşatılma güvencesini ilahî bir hikmet gereğince Allah'tan aldı. [2] Bu süreyi kendisini İlahî rahmet’ten kovul­masına vesile bildiği insanları saptırmak için
          kullanacağına yemin etti: "...senin Müstakim Sırat’ına oturacağım. Önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından onlara sokulacağım, Onların çoğunu şükretici bula­mayacaksın. "[3]

         "Tümünüz oradan inin. Artık ne zaman size benden bir hidayet gelir de kim benim hidayetime uyarsa, onlar için ne bir korku vardır, ne de onlar mahzun olacaklardır."[4]

         Başlangıçta tek bir ümmet olan Adem'in çocukları, şeytanın  yanlarına sokulup onlara verdiği iğva nedeni ile bağyedip fırkalara bölündü.[5] Allah ise insanların velisidir.
         Her bozulma ardından onları karan­lıklardan aydınlığa çıkardı. Kimileri ise Şeytan’a tabi olup Tağut'u veli edindiler. Böylece karanlığı yeğledi­ler..[6]  Allah cehennemi Şeytan’a tabi
         olanlarla dolduracağını beyan etti.[7] Bu,  özel cennette "Bu ağaca yaklaşmayın" buyruğu ile başlayan senaryonun tekrarıdır.[8] Ancak Adem gibi Tevbe'yi tercih edenler[9], hüsrana
         uğrayanlardan müstesnadır.[10]



A-Allah’ın Ayeti Diller (İlk Çağ Düşüncesi)



               Allah’ın yaratış sanatınının ahsen meyvesi anlamında ‘Yeryüzü Halifesi’ kılınan insan, seleflerinden ayırdedici temel özelliği olarak esma ile donatılmıştı.
          İlahî Hikmet’e, bu esma gücü ile , onun eylemsel cehd’i ile katılacak, beşer tarihinin hikme mirasını yazacaktır.
          Tanışsınlar, bilişsinler için Allah’ın birer ayet olarak ayrıştırdığı ‘diller’in ‘esma’sı ile.



1-Kabil’in Ardılları: İlkel Dini Tasavvur: (Fetişizm, Animizm, Totemizm)



              Nebevî Hikmet’in, ister ilahî ister beşerî karekteri olsun, Nuh öncesi hakkında, zanna dayanmayan bir bilgiye sahip değiliz.  Belki ninlerce yıl vardır, belki daha kısa.
          el-Buhari'de geçen bir hadise göre Adem ile Nuh arasında 10 asır vardır ve bu uzun zaman içinde yaşayan insanlar müslümandır.[11]

               Promethus Mit’i ile yeniden doğan Human’ın okuduğu, okuttuğu ‘Tarih’in Mebdei’ öğretilerini bu bölümde onların aktarımları ile izliyoruz.

        

               2-Mısır’dan Mezopotamya’ya (Hermes, Amenofis, Moses, Hamurabi) Akad, Babil,  Asur, Hitit, Fenike, İsrail, Kartaca , Sümer, vs.



            Qarn kelimesinin etimolojisi üzerinde duran İbnu Kesir bu süreyi 1000 yıl olarak saptar. 10/Yunus 9 da "İnsanlar tek bir ümmet idi, sonra anlaşmazlığa düştüler" denir.
            2/el-Baqara 213 de ‘‘Peygamberlerin ihtilaflar üzerine gönderilmeye başlandıklarını’’ söyler.

            "Gördün mü ya, Allah nasıl bir temsil yaptı: Kelimeyi Tayyibe, kökü yerde sabit ve dal budağı gökte olan hoş bir ağaca benzer. Bu ağaç Rabb'inin izniyle, Allah her diledikce yemişini
         verir. Allah insan­lara böyle misaller verir ki, iyice düşünüp ibret alsınlar. Kelimeyi Habise ise, arzdan gövdelenmiş meyvesi kötü bir ağaç gibidir ki onun bir kararı yoktur."[12]

            Qur'an o dönemlerde meyvesini veren temiz kelime’nin hikayesine yer vermiyor. İlahî Hikmet'te adından söz edilen İdris'in yaşadığı yer, tarih ve ta­rihsel kişiliği ise yoğun sislerle örtülü.

            Eğer Antik Gelenekler’in Altın Çağı’nın ‘Tarihin başlangıç safhası’na tekabul eden bir temeli varsa, bunu ‘tek ümmet olunan dönem’ olarak anlayabili­riz. Gelenek, ilk Hikmet öğretmeni
         İdris'i Adem sonrası ilk Peygamber olarak da gösterir. Tufan'dan önce neşet eden Hikmet, İdris'le bağlantılı olabilir.. Doğrusu Hikmet tüm Peygamberlere nisbet edilebilir.
         İdris, Süleyman, Musa ve diğerleri. Luqman'da ‘hikmet verilenlerden’dir. 17/el-İsra 55 Peygamberler arasında tafdil'den söz eder.

            el-Kıftî  şöyle der: "Bilginler, önceleri kimin ilk defa Hikmet'ten söz ettiğini, Matematik, Mantık ve Tabiat ilimleri’nden kimin bahsettiği konusunda ihtilafa düştüler ve herkes
         Hikmet’in kendi kavminin malı olduğunu öne sürdü. Oysa bunların hiçbiri doğru değildir, bundan ilk bahseden İdris'dir."[13]

            es-Suhreverdî, İdris'den şöyle bahseder: "Bil ki, Hikmet Adem a. ile başlamış ve O'nun soyundan Seth, Hermes yani İdris ve Nuh a. ile devam etmiştir. Çünkü dünya hiçbir zaman
         Tevhid ve Ahiret ilminin kendisine dayandığı bir kişiden yoksun kalmaz. Ve bunu dünyanın her tarafına, çeşitli ülkelere yayan, açıklayan ve gerçek abidlerin üzerinde gösteren en büyük
         kişi Hermes'tir. O, ‘filozofların babası’ ve ‘ilimlerin üstadlarının üstadı’dır."[14]

            Antik Hind, İran, Mısır ve Grek Yazmaları’nda yer alan Hermes kimdir? Hermes konusundaki ri­vayetleri doğrulama imkanımız yok. Müslüman Gele­neği’nin Hermetik Felsefe'nin kaynağı
         olarak gördüğü bu kişi hakkında üç ayrı  tespit var:

            "I.Hermes: Hirmesi'l-Haramisahi: Bazılarınca Gayomarth'ın Sülalesi’nden geldiği ve Uhnuh ve İdris'le aynı olduğu kabul edilmiştir. Bu Hermes gökler hakkında bir tür bilgiye sahip olan
          ve insanları Tıp konusunda eğiten ilk kişi olarak görüür. Ayrıca alfabe ve yazıyı bulduğuna ve giyinmeyi insanlığa öğreten kişi olduğuna inanılır. Yine Allah'a ibadet için evler yapan ve
          Tufan'ı önceden haber verendür.

            II.Hermes: Babilli Hermes: Tufan'dan sonra Babil'de yaşadı. Tıp, Hikmet ve Sayılar’ın özellikleri hakkında derin bilgisi olan bu Hermes, Tufan'dan sonra ilim ve Hikmet’i canlandırdı.
         Nemrud'dan sonra Babil'i yeniden kuran ve orada bilimi yayan yine O’dur. Aynı zamanda Pythagoras'ın öğretmeni.

            III.Hermes: Hermes el-Kıptî: Fustat yakınlarındaki Menef'te doğdu. (Burası İskenderiye'den önceki İlim Merkezi’ydi) ve Agethedemon'un öğrencisi oldu. Asklepius'un da hocası..
         Aralarında Urfa da bu­lunmak üzere bir çok kent inşa etti Bir çok geziler yaparak her iklimin halkı için kendilerine özgü şartlarla uygunluk içinde gelenekler yerleştirdi.
         İtalyanlar hakkında bir ki­tap yazdı ve Tıp, Hikmet ve Simya İlim­leri’yle zehirlerin özellikleri konusunda da Üstad’dı. Hilal'in ilk görünme, güneşin her bir burca girme ve mutlu
         Astrolojik birleşim zamanlarında şenlikleri düzenledi. İlim, Hikmet ve Adalet’in önemi hakkında bazı özdeyişler bıraktı."[15]

            Hermes'i  "Ebu'l-Hükema" görüşte öğrencisi Muhammed eş-Şehrazurî,  es-Sühreverdî'yi  izledi.

            İşrakî Hikmet, Hermes, Platon ve Zerdüşt'ü birleştirir, müsbet olarak okur. Hermetik Öğreti bir koldan Asklepius, Pythagoras ve Platon ile Mısır’dan Grekler’e, diğer koldan Gayomarth,
         Feridun ve Keyhusrev ile İranlılar’a geçti.

            Her insan topluluğuna kendi dilini konuşan bir Peygamber gönderilmiştir Uzak coğrafi bölgelerde tek merkezden dağılarak oluşan kavimler içinde çıkan bu Peygamberler de Nuh, İbrahim,
         Musa, İsa ve Muhammed a. gibi Ulu'l-Azm Peygamberler’in tebliğ ettikleri Tevhid’i te'yid edip öğretmiş diğerlerinden farklı -özellikle onlarla çelişen- bir şey söylememişlerdir.

            Ebu'l-Hasan Muhammed ibnu Yusuf el-Amirî el-Amid ale'l-Ebed adlı kitabında, Hakim olarak ni­telenen ilk insan’ın Luqman olduğunu söyler. Sıvanu'l-Hikme'de verilen bilgilere göre
         Luqman, Davud'un çağdaşıydı. Şam bölgesi’nde yaşıyordu.  Grekli Empedokles O’ndan hikmeti aldı ve Grek'e dönün­ce kainatın yaratılışından söz etmeye başladı.  Grekler de  Luqman'la
         sohbetinden dolayı O’nu Hikmet’le (Sophos) tavsif ederlerdi. Onlarda Hakim olarak nitele­nen ilk insan Empedokles'dir.

             Grekliler de İkinci Hakim Pythagoras'dır. Çünkü o da Hikmet’i Süleyman'ın izleyicileri’nden al­mış, Geometri’yi de Mısırlılar’dan öğrenip Grek'e getirmişti. Pythagoras'un Süleyman'ın
         izleyicilerinden aldığı başka şeyler arasında Tabiat İlimleri ve İlahiyat’ta vardı. Ancak kendisi Müziği ve Sayı İlmi’ni geliştirdi. Böylece bu İlimleri Nübüvvet’in MişkatI'nden aldı.[16]

            Davud'un çağdaşı kabul edilen Luqman  ile tufanı haber veren İdris arasında muazzam bir za­man farkı vardır ki, ille de ikisinden birini Hikmet'in ilk öğreticisi kabul etmek gerekirse
         bu durumda işin içinden çıkılmaz. Luqman tamamiyle bir sembolik adlandırma da olabilir mi?.[17]



         3-Doğu ve Uzak Doğu Dinleri (Taoizm, Konfüçyüs, Vedalar, Budha, Zerdüşt)



             Dünyanın Doğusu’nda Hikmet'in Mezopatamya, Mısır, İran, Hint ve Çin gibi belli başlı merkez­lerde geleneksel öğretiler şeklinde tezahür ettiği görülür. Bu bölümde Taoizm,
        Konfüçyüs,
        Vedalar, Budha, Zerdüşt, yani Çin, Hind, İran, Türk İli’nin hikayesini okuyacağız.

              Hindu Öğretisi’ne göre, Manvantara adı verilen bu insan çevrimi dört ana döneme ayrılır. Bu dört dönem de başlangıçtaki Ruh'un gittikce karardığı pek çok aşamadan oluşur ki, saflık  Altın Çağ'dır. Bunu Gümüş Çağı, onu da Bronz Çağı izler.  İsa'dan 6000 yıl öncesinden itibaren girdiğimiz karanlık çağ ise Geleneğe göre Demir Çağ'dır. Hint Öğretisi’nde Demir'in sembolize ettiği Karanlık Çağ Kali-Yuga olarak isimlendirilir. Guénon'un dikkat çektiği  noktaya bakılırsa, Hrıstiyanlık’tan önceki 6. yy. Da  insanı kapsayan çok sayıda önemli değişiklikler oldu.

         Çin'de öğreti ‘ilkel çağlar’da bir bütün olduğu halde bu aşa­mada birbirinden kesin sınır­larla ayrılmış, iki parçaya bölünmüştür. Bir yanda seçkinlerin katıksız Metafizik’le düşünsel
         nitelikteki ge­leneksel ilimleri uz­laştıran Taoizm'i, öte yandan hiçbir ayrım gözetmeksizin bütün halka seslenen, genel olarak gündelik ve toplumsal uygulamaları kapsayan Konfüçyanizm.
         Yine Guénon'a göre, Persler arasında da Mazdekçilik'in buna benzer bir işlemden geçtiği söylenebilir. Artık devran, son Zerdüşt'ündür.

              Hindistan'da ise Milat Saati Budizm’in Doğuşu’na tanıklık eder.. Daha Batı’ya gelirsek, ‘Davud’un Devleti’ yıkılmış Yahudiler'in Babil'deki tutsaklık dönemini yaşamaya başlamışlardır.



          4-Antikite (İyonya, Elea )



              Yazı Öncesi zamanlarını anlatan ‘Mebde Teorileri’n Grek’teki tasnifi de Doğu’da olduğu gibi bir çöküş öğretisidir.

              Zaman kavramları, Tarih Felsefeleri’ni temellendi­ren merkezi bir konudur. Rö­nesans Kültürü’nün ürünü olan 1600 lü yıllar, ilerleme inancının aksine Çin-Hind-İran hatta
         Antik Grek’te bile Tarih’in izlediği tabii seyirde iyi'den kötü'ye, saflık'tan bozulmaya doğru bir gidiş gözlenir. Başta Hint ve  Grek Tarih anlayışına göre, insanlık 8000 yıldan beri
         "Karanlık Bir Çağ" içinde yaşamaktadır.

              Aynı dönemle, Roma için "efsanvi" dönemin bitip "tarihi" dönemin başladığı tarihlerde Kelt Halkları arasında da önemli kıpırdanmalar başlar.[18]

              Hesiodes'in (MÖ 8.yy)Teogonisi’nde yaratılış Kaos'la açıklanır. Kaos, yeri ve göğü meydana getirdi. Bu ikisinin kucaklaşmasından diğer varlıklar doğdu. Bilinen Grek Mitolojisi’nde
         daima iki merkezi konu var ki, bunlardan biri tanrıların doğuşunu ve menşeini araştırır (Teogoni), diğeri evrenin doğuşunu ve meydana gelişini (Kozmogoni).

              Felsefe kelimesi Homer ve Hesiodes'un dönemine kadar sözlüklerde dahi geçmiyordu.

             Grek Mitolojisi’ni, Teogoni ve Kozmogonisi’ni bize aktaran Hesiodos, zamanın dört devir geçirdiğini söyler. Titanlardan Promethus'nin Zeus'a[19] başkaldırma amacıyla yarattığı
         insanın sadece erkekler­den meydana gelen ilk dönemi Altın Çağ'dır. Kadının henüz dünyada olmadığı -sonraları Zeus insana düşman olarak kadını yaratacak- bu devir sonsuz bir mutluluk
         devridir. İnsanlar bu devirde üzüntüyü tanımadan tanrılar gibi yaşadılar. Ancak bu dönemi "Gümüş Çağı" izledi. İnsanlar biraz bozuldu. Altın Çağ’ın insanlarına göre daha aşağı ve zayıf
         varlıklar oldular. Tunç Çağı ile başlayan 3. dönemde Zeus, kendisine başkaldırmak üzere yaratılan ve Promethus tarafından çalınıp kendisine  ateş verilen insandan intikam almak ve onu
         sonsuz belalara uğratmak üzere "kadın"ı yarattı. İnsanlar bu devirde Savaş Tanrısı Ares'e tabi olmaya ve birbir­lerini boğazlamaya başladılar.

             Son ve halen içinde yaşanılan dönem ise Demir Çağı'dır ki, karanlığı temsil eder. İnsan bu çağda Demir’i kullandı, dev adımlarla ilerledi ve kendi aczini unutarak tanrılar’a başkaldırdı.
            [20]

             Grek Düşünce Hayatı,  Grek Tanrıları’nın sıkı kontrolü altında teşek­kül eder. Tanrılar hayata müdahale eden Zorbalar’dır. Aralarında da şiddetli bir geçimsizlik vardır. İnsanı
         kıskanan, çekemeyen, başarısını istemeyen tanrılar. Bütün beşeri vasıfları görürüz onlarda. İnsan Ateşi çalan Promethus ile öz­gür­lüğünü de çalmış olur onlardan.

              Zeus[21] Göktanrısı olduktan sonra Titan adıyla anılan Tanrılar’la çetin savaşlara girişerek Baş-Tanrılığa yükselmiştir. Bu safhalar Hesiodes'in Teogonisi’nde ayrıntılarıyla anlatılır.
         Homeros'un İlyada'sında Tanrılar da neredeyse insanlar gibi, olayların yaratıcıları değil, Homeros'un Kahraman­ları gibi Dünya ve Tarih Sahnesi’nde birer aktör konumundadırlar.
         Yine buradaki tasvire göre Kahramanların başarılarının Tanrılarınki ile bir dereceye kadar boy ölçüşebileceği söylenir.[22]

              Tanrılar da, Tabiat Yasaları’na bağlıdır. İnsanla mücadele ederler. Akıdesi, şeriatı yok. İnsanları yaratmamışlardır, onların mutluluğundan da sorumlu değildirler. Homeros'a göre
         onları cezalandırabilen insan gündelik işlerini düzenlemede Tanrılar’dan yardım almaz, kendi başına özgürdür. Ruh’un ölümsüzlü’ğü düşüncesi yok. Homeros'ta Ahiret inancı’na rastlanmaz.
         Hesiodes ise Ahiret fikri ön plana çıkar. Hayata ve Doğa’ya müdahalesi olmayan Tanrılar sistemi.



              5-Sokrat'ın Evreni

              Hikmet’in Batı'da görülen  Grek kolu’nda, Hikmet’in  Doğulu ve dinî karek­teri ancak Pythagoras'a kadar korunabilmiş, ondan sonra, özellikle Sokrates, Platon ve Aristoteles ile
          Grek Düşüncesi ve İlimleri  farklı bir kimlik kazandı, denir.

              Kimi Yazarlar’a göre Hikmet Grek’e İtalya üzerinden geçti. Bu Sicilya ve Roma'da da bazı Kültür Merkezleri olduğunu gösterir.

              Burda Platon’un Sokrates’inin düşünce evreni, kişinin kendi inancına duyduğu saygı, evrensel doğruluk araştırmasının öyküsünü okuyacağız.



               6-Akademi ve Lise (Platon, Aristoteles)



               Aristoteles kendisine kadarki Thales’le başlattığı Felsefe Tarihi’ni ‘Felsefe-i Ûla’  da değerlendirdi. Bu Dönem Thales-Aristoteles Dönemi ‘ olarak adlandırılacaktır.
         Grek İnsanı’ın Hikmet’i kaybettiğini ilk kez Pythagoras farkederek, kendi dönemindeki düşünce şekillerinin Hikmet’ten çok ‘hikmet sevgisi’’ne dayalı olduğunu söyler. Mezopotamya’dan
         Mısır ve Küçük Asya üzerinden Grek'e geçen Hik­met temeline dayalı düşünce şekillerini kapsayan Felsefe, bu dönemde giderek sekuler to­humlarını verdi.  Grek tanrıları’na karşı insan
         aklının başkaldırısı, felsefî söylemin önemli konuları arasında yer alır. ki,

               Aristoteles Felsefesi’nde Risalet tasavvuru yoktur. Greke ilk Hakim’lerce giren bu tasabburun nasıl silindiği merak konusudur. Belki 124 bin Elçinin tebliğinden kensine düşenlerine karşı sağırdır Grekli.


               7-Atina Sonrası Grek Düşüncesi

             Lise ve Akademi merkezli Atina Okulu’nun gerek Saf Aristoteles, Saf Platon, ya da Aristoteles-Platon sentezleri ile, Sokrates’in Platon dışı öğretilerinden Megara Okulu, Eretra
          Okulu, Kynikler’in öyküsünü okuyacağız.


               8-Antikite’nin Roma Ayağı



               Grek Biriki’min Roma üzerinden tüm Avrupa’ya açılımının İsa öncesi dönemini burada izlemeye çalışacağız, Cicero, Spartakus, 12 Levha Kanunları ve ötesi..


            B- İsa Mesih’den Sonra Greko-Romen Düşünce


            1-İsrail’e Üflenen Ruh


             İsa a. Roma’nın kontrolundeki Filistin’in Beytlahm Kasabası’nda dünyaya geldi. Modern Tarih Yazımı’nın, Veladedini, tarih için bir dönemeç kabul ettiği İsa Mesih , Tarih’in
         Müslümanca Okunuşu’nda da önemli bir dönemectir. Allah’ın İsrail Oğulları ile yaptığı Temel Ahd üzerindeki tahrifatları konusunda yaptığı vaazlar, gerekse müjdelediği Ahmed’in
         Makamı’na haksız şekilde oturan Pavlus’un Kerameti kendinden menkul konumunun doğurduğu tarihin ilk kesitinde olanları izliyoruz.


             2-Müjde’nin Latin Yankısı

              Sezar ,Neron Kayzerliğinin Doğu Kutbu’nda ,Kral düzeyinde kabullenilen Pavlus Öğretisi’nin Latin Dünyası’nda izlediği serüven.. Patristik Felsefe’nin ilk tartışmaları, Ariusculuğun
          Mağlubiyeti.. Batı Roma’nın Çöküşü...


             3-Medine’ye Doğru (Doğu -Mazdek , Mani- ve Ümmül-Qura)

              Ahmed a. hakkındaki Müjde (Evangel=Beşir) yalnız Batı’da değil, Doğu’da da istismarcısını buldu. Mani, İsa’nın bahsettiği Paraklet’in Pavlus değil kendisi olduğunu söyledi.
         Zerdüşt Dini yeniden tahrib edildi.

              C-Medine Sonrası

              Mekke-Medine Vahyi’nin inanırlarınca dünya tarihi, Qur’an’ın Tarih Doktrini ışığında yeniden okundu.

              "Qısası Enbiya", "Milel ve Nihal" Kitaplarını kaleme aldılar. Bir bakıma Mebde konusu, Risalet Tarihi ile örtüşür. Tarih Adem'in yaratılışı ile başlar. Müslüman Geleneği’nde Adem'e
         verilen Sahifeler’den bahsedilir. Qur'an'ın yönlendirmesi ve Yazılı Tarih’in şehadeti ile sahih bir Dünya Tarihi Yazılma zarureti o gün gibi bugün de bir gereklilik olarak görülüyor..

               Bugünkü Antropolojik veriler Yazı’nın ilk defa Mezopotamya'da ortaya çıktığını gösteriyor.

               Hikmet'in Grek'de Yazı’ya geçirilmesini  Ebu'l-Bereket el-Bağdadî, İrfan ve Hikmet Tarihi’nde bir sapma olarak kabul eder. "Eskiden bilginler ve  Hükema Okuma ve Yazı yolu ile
               değil, sözlü rivayet yolu­yla ders verirlerdi. Kendi üstadları’ndan aldıkları İlimleri öğrenme ve öğretmeye kabiliyeti olan Öğrenci’ye, olayı kavrayabileceği yaşa geldiğinde anlayış
               derecesine ve kapasi­tesine göre bilgi aktarırlardı. Bu öğretme tarzından gözettikleri amaç, İlm’in ve Hikmet'in Ehil olmayanların eline geçmemesi, Ehil olanların da zeka ve kavrayış
               güçlerine göre az veya çok bilgiyle donatılması, öğretme zamanlarını aşmak ve hatta tersine, öğretme zamanlarından geri kalma sakıncalarına ma­ruz kalmayarak daima
               denetlenme­siydi. O devirlerde ilme harcanan büyük itina ve gösterilen ihtimamla pek büyük bir yekun tutan Alimler, bu önemli bilgi ve Hikmet Hazineleri’ni sürekli birbirlerine
               aktarıp teslim ediyorlardı. Alimler ve Öğrenciler’in azalması ve İlm’e karşı eski rağbetin ve özenin kalkması üzerine Alimler, selefleri olan eski Alimler’in ve Filozoflar’ın hilafına
               Kitap yazmaya başladılar. Ancak İlim Ehli olan Zeka ve Kavrayış erbabından olmayan kimse­lerin bu Kitapları anlamamalarını sağlamak amacıyla da sembolik ve mecazi ibareler,
               işaretler kullandılar. Fakat bu devirde bu tür ibare, işaret ve sembolleri anlayacak kimseler dahi kalmadığından, sonra gelen Bilginler bu ibare ve sembolleri çeşitli biçimlerde
               açıklayıp yorumladıklarından Kitaplar çoğaldığı gibi İlim Ehli olmayanlardan birçokları İlim Ehli olanlarla karıştı. Ve bu karışıklığın sonucunda bu kitaplarda liyakatli bilginlerin
               sözleriyle bilgisiz ve kısır kimselerin sözleri dahi yer aldı." [23]

               Grek Tanrıları..          Kendi gerçeğini, Hayat’ı, Doğa’yı anlamaya çalışan İnsan’ın önünde an­cak ayakbağı olan Tanrı tasavvurları... Onları İlahi irade ne zaman irşad etti
          bilmiyoruz.[24]

              Yerküremizde yaşayan ilk Beşer Ailesi’nin Mezopotamya kökenli oldukları sanılıyor. Düşünce Dünyası onlardan Hind'e, İran'a ve Mısır'a doğru seyir izledi.  Grek Düşüncesi’ne ait
          çok eski dökümanlarımız yok. Felsefe İyonya'da, İtalya'da sonraları ise Atina'da tanınmaya başladı. Diogenes Laortius, (ö. MS 220) da yazdığı eserinde ünlü Filozofların Hayatı’nı
          anlatırken Felsefe’nin kökenini Doğu'ya dayar. [25] Sonraki gelişimle­rine Yahudiler'in, Yeni-Pythagorascılar’ın, Yeni Platuncular'ın etkisini de eklemeli.

              es-Sicistanî'ye göre[26]  Grekler, İyonya asıllı Milet'li Thales'den önce, Araplar gibi Burhan ilimleri’ni bilmiyorlardı. Lugat, Şiir (Homeros gibi), Hitabet biliyorlardı. Sonraları
         Hesap, Geometri ve Alan Ölçümü’nü Mısırlılar'dan öğrendi­ler. Yine O'na göre İlk Filozof Musa'nın Ölümü’nden 951 yıl sonra ortaya çıktı. Thales M.Ö. 585 de güneş tutulmasında
         Babil Hesabı ve Astronomisi ile Mısır Geometrisi’ni kullanıyordu.[27]

               Bu tesbiy Düşünce’nin Tarihsel Evrimi’ne ilişkin evreleri sıralarken de devam eder. Medenî Düşünce Tarihi, Genel Felsefe'nin dışında bir ek alan olarak görülür. Hiçbir Dil gibi,
         onunla kurulan düşüncenin de bütünüyle özgün­lüğünden söz edilemez.

                Elealılar'da Hind'in, Pythagorascılar'da Hind ve Çin'in, Heraklitos’ta İran'ın, Anaxagoras'da Yahudiliğin ve Empedokles'de Mısır'ın etkisi vardır.

                Pythagoras İyonya asıllı’ydı. M. Ö. 6. yy. da Sisam'da doğdu. Fenike'yi, Mısır'ı, Babil'i gezdi, Hende­se öğrendi. 520 ye doğru  Grek'e döndü.  Orda Kroton'da Tarikatını
          kurdu. O Hind etkisi yanın­da Doğu kökenli Or­fizm dinine mensuptu denir. Gizlilik öğreti de esastı. Susmak, tefekkür, çile erdemler arasındaydı. Pythagorascılar'a göre Ruh, hareket
          halinde olan bir sayı ve ilk birim olan Tanrı'dan gelirdi.

                "Eşyanın doğasına ilişkin bilgi" anlamına almıştı Felsefe’yi.

                 Çiçero'dan gelen bir bilgiye göre de "insanların kimi onuruna önem verir, kimisi mal peşindedir. Kimisi ise bunların tümüne önem vermez, Eşyanın Doğasını araştırır, bunlar da
          kendilerine -Hikmet Se­venler- adını verirler" der.

                 Felsefe kelimesi ilk kez Pythagoras tarafından kullanıldı. İbnu Nedim şöyle der: "Felsefe terimini ilk kullananın Pythagoras olduğu söylenir. O’nun altın harfler’le yazılmış eserleri
         var. Galinos, bu eserleri yüceltmek amacıyla altın harfler’le yazardı. O'nun "Aklî Siyaset" adlı bir eseri de var, ben bu eseri gör­düm. Felsefe'den, sonra Sokrates, ondan sonra da
         Platon (ö.MÖ 347) söz etti. Bir başka rivayete göre ise, Süryani Phorforiyus es-Surî'nin "Tarih" adlı Kitabında geçtiğine göre, Felsefe'den ilk söz eden Sa'leb ibnu Males el-Emliysî’dir.
         Bu Ki­tap'tan bir Makale Arapça'ya da çevrilmiştir."[28]

                 es-Sicistanî'ye göre Pythagoras, II. Darius zamanında yaşadı.  Grekler Fars Ülkesi’ni fethedince Cizre ve Şam Bölgesi’nden Astronomi, Hendese, Sayı, Müzik, Hıyel ve Tıp ile
         ilgili Kitapları ele geçirdiler. Bu kitapları okuyan Pythagoras, Allah'ın ilk yarattığı Sayılar ve bunlar arasındaki birlik ve uyum fikrine vardı. O Bilgeliğin Allah'a özgü olduğunu söylüyordu.
         Bilgelik Sevgisi Allah sevgisi’ne bağlıdır. Çünkü Allah'ı se­ven kimse, O'nun sevdiğini yapar, Allah'ın sevdiğini yapan O'na yaklaşır ve kurtulur. Her ne kadar Pythagoras, Felsefe’yi
         "hikmet sevgisi" şeklinde görmüşse de, O Felsefe’yi "her zaman aynı durum üzere bulunan eşyanın hakikatlerini bilmek" şeklinde tanımlamıştır. Bilgelik çok yüce bir şey olduğundan biz
         Bilge ola­mayız, ancak Bilgeliyi sevebiliriz, çünkü Bilgelik Sevgisi Allah Sevgisi’dir.

                İbnu Haldun, Keldanîler'in (Babilliler) ve onlardan önce Süryanîler’in ve çağdaşları olan Qıptîler’in Sihr’e, Astroloji’ye, Tılsım’a meraklı olduklarını söyler. İran ve  Grekler bu gibi
         şeyleri onlardan öğrendiler. Mısır'da yoğunlaşan bilgi­ler Alexandros'un Darius'u öldürmesiyle  Grek’e geçer. Der ki: "Bu alanda Babilli­ler’in halefi olan İranlılar ‘Aqlî İlimler’de büyük
         mesafeler katetmişlerdi. An­cak Alexandros'un Darius'u öldür­melerinden sonra bu ilimler Grekler’e intikal etti. Alexander, Keldanîler’i yenilgiye uğratmış ve bunun üzerine İranlılar'ın
         elinde bulunan hadsiz hesapsız Kitabı ve İlimleri ele geçirmiştir.  Grek Haki­miyeti kırılıp iktidar Hristiyanlık Dini’ni kabul eden Kayzerler’in eline geçince onlar bu ilimleri terkettiler."[29]

               İhvanu Safa'ysa, Pythagoras'un Felsefe ile ilişkisini anlatırken, O'nun Felsefe’yi, başını İlim Sevgisi, ortasını İnsan’ın kendi gücü oranında varlıkların mahiyetini bilmesi ve sonu da
         bilgiye uygun şekilde ko­nuşup yaşaması şeklin­de gördüğünü yazarlar.

               es-Suhreverdî :"İyi bil ki geçmiş zamanda, Felsefe’nin sözlü olduğu devirlerde Filozoflar’ın atası sayılan Hermes, ondan önce de de Agasaziman ayrıca Pythagoras, Empedokles ve
        Bilgelerin Ulusu, Platon gibi büyük Filozoflar bi­zim Burhan İlimleri’nde sivrilmiş olarak tanıdığımız İslam Düşünürleri’nden çok daha üstün ve değerli idiler. Bunların Pythagoras'ı
        önemsememeleri seni yanıltmasın. Bunlar her ne kadar de­rinliğine inmişlerse de eskilerin sırlarından gizli kalan birçok esrara muttali olamamışlardır."[30]

              eş-Şehristanî'nin Esatiru'l-Hikme tasnifi’nde O'nun adı yer alır.

              eş-Şehristanî Listesi: Thales, Anaxagoras, Anaximenes, Empedokles, Pythagoras, Sokrates, Platon.

              el-Birunî Listesi: Solon, Bios, Pariyandros, Thales, Filon, Fitikos, Ksilobolos.

              Bir görüşe göre 22 yıl Mısırlı Rahipler’in sıkı eğitiminden geçen Pythagoras kosmos kelimesini de ilk kullanan kişidir. O ezeli ve ebedi değildir. Onu oluşturan güç Allah'tır.[31]

              Müslüman Kaynaklar’da hemen hemen bütün Sokrates Öncesi Filozoflar Tevhit inancına sahiptir. Pythagoras ise ilahi vahy’e mazhar olmuş biri gözüyle bakılır. (es-Sicistanî, el-Amirî,
          İhvanu Safa).

             Bu görüşleri gerçekten Pythagoras savundu mu?

             Xenophanes, bütün güçlerin üstünde biçim ve suretten arındırılmış ölümlü hiçbir varlık ve nesneye benzemeyen bir Tanrı Düşüncesi’ni ısrarla sa­vunuyordu. Tanrı Kavramını kendisi gibi
        somutlaştırıp, İnsan’ın ahlaki tutumlarını Tanrılar’a da izafe eden halk dininde ( Grek Politeizmi) Tanrılar insanlar’ın uydurduğu kuruntular, kendilerinin şekil verdiği nesnelerdir.

              O  Grek Mitolojisi’nin amansız düşmanı’ydı. Politesit Telakkiler’e karşı Allah'ın birliğini savundu: "Ne vucutca, ne zekaca Homeros'un ilahları’yla veya insanlar’la mukayese edilmeyen
        bir tek ve yüksek Allah vardır. Bu Allah bütün göz’dür, bütün kulak’tır, bütün müdrike’dir" diye ekliyordu.

              O'nun bu düşüncelerini derinleştiren Parmenides bunu tamamiyle Mo­nist bir sistemin hareket noktası yaptı. Madem ki Allah'da değişme yoktu ve Allah her şeydir, şu halde bizim
        değişme dediğimiz şey bir görünüş, bir vehim­den ibarettir ve hakikatte ne oluş, ne ölmek yoktur. Yalnız ‘ezeli ve ebedi Varlık’ vardır. Parmenides'de doğmayan, yokolmayan, bölünmeyen,
        değişip yoğunlaşmayan bir Varlık fikrine sahipti. Bilgi’nin gerçek amacının varolanı tefekkür olduğunu söylüyordu. [32]

              Sokrates de, Tevhid Düşüncesi, yüksek ahlak ve hatta öte dünyaya ilişkin izlere rastlanır. Delfi Tapınağı'nın giriş kapısında yazılı olan "Nefsini Bil" sözünü Felsefe’nin merkezine aldı.
        Gerçek bilgi ve hakikat insanda doğuştan vardı. Ruh’un ölmezliğine ve manevi varlığına inandı. Tanrı'yı "kamil akıl: Nous" olarak kabul ettiği rivayet edilir. O "Doğru Yaşayış Nedir?"
        in cevabını aradı.

              M. Ö. 2. yy. da yaşamış Yeni-Platoncu Ammonius Saccas şöyle der: "Platon,  Grekçe konuşan Musa'dır." Yahya en-Nahvî de bu görüşe katılır: "Platon, Musa'dan ilham alarak
        Felsefesi’ni geliştirmiş bir Filozof’tur."

              Sokrates , Phaidos'un "Onlara vereceğimiz sıfatlar nedir?" sorusuna cevaben der ki: "Bir rivayete göre, Homeros ve Solon gibi şairler ve hatipler, bilgilerin hakikate dayandığını öne
        sürerler. Bence bu yanlıştır, onlara da böyle bir iddia yakışmaz. Bu büyük isim yalnızca Tanrı'ya izafe edilebilir. Bense on­lara ancak hikmeti sevenler diyebilirim."[33]        

              T. J. Boer'e göre Samîler'de Helenizm öncesinde Felsefe ilkeldir. Kimi darbı meseller’e münhasır­dır. [34]  Bunlar, İlahÎ Hikmet'teki telmih, sembol ve işaretler olmalı.
        Keldanî Düşüncesi ise Alexandros za­manı’ndan beri Babil ve Su­riye'ye yayıldı, Helenistik ve sonra Hristiyan düşünceler yerini aldı. Müslüman­lar bu düşüncelerle  Süryanî Harran
        Okulu sayesinde tanışacaklardır.

             Aristoteles'in (ö. MÖ 322) Hint Mantığa katkısı O'nu Grek'de yeniden şekillendirmesidir. Qur'an, İbrahim'in gökcisimleri meselinde mantıksal argumanlar kullanır. İbnu Haldun,
       Mantığın bütün eski kavimlerde olduğunu söyler.

             İbnu Nedim'de şöyle der: "Eski Tarihler’de okuduğuma göre Grekler, kadim zamanlarda Yazı’yı bilmiyorlardı. Mısır'dan Kıymes ve Ağnur adında iki kişi Grek'e 16 harfli bir alfabe’yi
       götürdüler. Buna önceleri dört, sonraları Smonides adlı biri de dört Harf daha ekleyince 24 harf oldu. Ratip İshaq, Ta­rih'inde belirttiğine göre bu sıralarda Aristoteles çıkmıştır...
       Kadim zamanlarda Hikmet, ehli olmayan­lar için yasaktı. Filozoflar, Felsefe'ye istekli olan­lara bakarlardı; eğer isteyen ehliyse ona öğretir, Hikmet’i intikal ettirirlerdi, değilse ona
       öğretmez, intikal ettirmezlerdi."[35]

             Bu anlayış Müslüman geleneği’nde de sürer. İbnu Rüşd, el-Gazalî'yi bunu bozmakla suçlar. el-Gazalî  bunun farkına varmış, avam, havas ayrımı yap­mıştır.[36]

             Aristoteles'e gelinceye kadar Felsefe’de Sözlü Gelenek hakimdir. Bu nedenle Sokrates ve öğren­cisi Platon'un( ö. MÖ 347) görüşlerini zaman zaman birbirinden ayıramayız.

             Felsefe, Sofos sevgisinden çıkarak aklı tanrılaştıran bir alana kayıyordu. Mutlaklaşan aqılla Tan­rılar değil, belki İlahî Hikmet asıl saf dışı edil­di.

             Böylece Doğu'nun(İdris, Luqman) Hikmet’i Grek'de Felsefe halini aldı ve Din'e karşı kullanılmak üzere sistematik hale getirildi.  Grek Felsefesi, Yeniçağ’ın değimi’yle özünde Human
        adına Tanrı'ya başkaldırmayı öngören Humanist bir Düşünce şeklidir.

             Filozoflar’ın kanaatine göre, mutluluk, nefsi düzeltip erdemli şeyleri onun huyu haline getirmek şar­tıyla varlığını bu tarz bir hükümle idrak etmekten başkası değildir.
        İnsan aklının ve düşüncesinin gereği olarak fazilet ve rezilet türünden olan fiilleri birbirinden ayırdığından, ayrıca fıtratı (ve vicdanı) ile iyi fiille­re eğilim gösterip kötülerinden uzak
        durduğundan, Şeriat gelmemiş bile ol­sa onun için (bu mutluluğun el­de edilmesi) mümkündür. Bir nefs için bu ka­zanıldımı, o nefs için haz ve neşe elde edilmiş olur. Sözü edilen bu
        hususun bilinmemesi ise bedbahtlıktır. Onlara göre ahiretteki mükafaat ve azabın an­lamı da bundan ibarettir. Bu düşüncelerin üstadı olup onlarla ilgili konuları or­taya koyan
        Makedonyalı Aristoteles' dir.[37]

               Bu, Risalet’in yerine kurulmak istenen, Münze’lin inkarcısı bir düşünceye getirilen eleştiridir.


               1-Doğu Hikmeti’nde Erime

               Artık ‚Ummü’l-Qur’a’ merkezi’nden kalkışla kullandığımız yön kavramlarıya Doğu’nun Kadim Medeniyeti’nin haleflerinin islamlaşma sürecini izleyeceğiz. Önce İran, Sonra Hind ve ötesi..

  
               2-Erken Batı Düşüncesi (Ortaçağ Skolastiği Bacon’a dek)

               Medine’yi Tenvir eden Vahy’in çağrısına, Mektupları yırtarak karşılık veren Heraklius’dan beri, Kerim Rasul’un değimiyle, ‘Ariuscular’ın Günahı’ altında bütün bir Batı ,Karanlık
         Ortaçağı’na gömüldü. Patrikler’in ‘erbab’lığında Şirk bütün bir Batı ülkesi’ni açtığı şemsiye altında Haçlı Seferleri’ne dek oyaladı.

               3-Yeni Çağa Doğru (Ortaçağ Skolastiği Bizans Düşene Dek)

               İbnu Rüşd’ün (ö. MÖ 1198) klavuzluğu’nda Aristoteles’i bir başka açıdan okuma’yı öğrenenlerin Skolastik Aristocular’la giriştiği kavgalar.. Kilise dışı bağımsız Üniversiteler’in
         kurulmaya başlaması, adı Arab’a çıkan Oxford’lu Bacon’la tümevarım’ın, kevnî ayetler’in yasalarını öğrenme çağı’nın Avrupa’daki ayak izleri.. Doğu Roma’nın da Müslümanların kontroluna
         geçmesi...


               D-Promethus’a Dönüş

               Hesiodos'un Karanlık Çağ'ı, modern zamanlar’a göre Tarih'in başladığı dönemdir ve Klasik Uygar­lığın başlangıcına tekabul eder, bundan öncesi ise efsaneler dönemidir. Modern
          zamanlarda yalnız Batı Ta­rihi’ni merkeze alan keyfi tarih dilimi yapıldı.

               1. Antik Çağ: Roma İmparatorluğu’nun yıkılışına kadar sürer.

               2. Orta Çağ: 1453'te İstanbul'un fethine kadar sürer.

               3. Yeni-Çağ-Yakın Çağ

               4. Modern Çağ

               Batı'ya  indeksli Modern Üniversiteler Felsefe ve Düşünce Tarihini Grek'le başlatırlar. Bu ‚Bugün’ün Felsefesi’ için doğrudur.

               Ne ilk yazı  Grek’te ortaya çıkmıştır, ne de ilk düşünen insan. Bu ayrım Sokrates, Platon, Aristoteles, Roma Felsefesi, Hristiyan Felsefesi, Descartes, Spinoza, Kant, 19. yy
          Pozitivist Felsefesi vb. son tahlilde  Avrupa'nın düşünce tarihinde ortaya çıkan temel kıstaslara dayalı yapılmaktadır.

                 İslam, Avrupa’nın gelişmesine yardım eden "bir ara dönem" dir yalnızca. Acaba öyle mi?

                 1-Rönesans'ın Sesi (Endülüs’e Veda, Reformasyon)

                 Kostantiniyye’nin çöküşünden sonra Grek’ten gelenlerle beraber Batı Avrupa 3. bir Aristoteles yorumu ile de tanışmaya başlar. Endülüs 1492 de düşer. Bizans Varisi Osmanlı,
         Balkanlar’ın ötesine dek genişler. Columbus ve taifesi Uzak Batı’da yeni kıtalar’a ayak basar, sömürgecilik ilk adımlarını atar. İtalya’da kendini Promethus’un yerine koyanlar Homo
         Humanismus’u yaratırlar.

                 2-Dekart Sonrası (1600 lü yıllar)

                Bir çok Batılı Tarihçi Aristoteles üzerinden yazılan Felsefe tarihi’nin değişmeye başladığı Descartes’i yeni bir dönem olarak ele alırlar.

                 Aristoteles-Descartes Dönemi: Latin-İbnu Rüşdcülüğünün Din-Felsefe, Din-Bilim Çatışması’nda önemli bir araç olarak kullanıldı. Aristoteles ile başlayan sapma Hristiyanlık’la iyiden
          iyiye su yüzüne çıktı. Hristiyan Teolojisi Din-Felsefe ilişkisini akıl-vahy çatışmasına dönüştürdğ. Sonuçta St. Augustinus ve St. Thomas'ın Öğretileri dikkate değer çabalar olarak
          Hristiyan Teolojisi’nin en güçlü ve anlamlı iki halkasını teşkil eder.

                 Felsefe  Rönesans'ta Descartes'in Kartezyen Felsefesi’yle iyice seküler hal aldı. Aydınlanma dönemi Grek’in Politeizm’e karşı yürüttüğü cepheyi bu kez Kilise’ye karşı kuşandı.
          Rönesansı hazırlayan Arapça çeviriler ikinci kez Rasyon İlahı’nın emrine verildi. Bulaç bunda tarihin tekerrürünü görür.[38]


                   3-Aufklerung Çağı (1700 lü yıllar)
  
                   Yalancı Şafak, sahte Tenvir... Medenî Tenvir’de, Bilginin Birliği ilkesi’nde kavuşan akl-vahy bölündü, Human, Tanrı’ya düşmanlıkla insan olabileceğine inandırıldı.

                   Guénon'un tesbitiyle, Humanist Felsefe, yalnızca aqlî olmakla kalmaya­bilir, fakat yine aşkın varlığı bilinçle inkar ediyorsa Deneyciliği ve hatta sözde Mistisizm’i ve Sezgiciliği de
              Humanist’tir. Şu halde felsefî bir sistemi diğer bütün sistemlerden ayıran temel özelliği onun vahyî bilgi kaynağını geçersiz sayması, ondan yararlanmayı ilke olarak reddetmesi ve
              önüne konan sorunları yalnızca insanî melekelerle çöz­meye kalkışmasıdır. "Bir Felsefe, Felsefenin sa­hip olabileceği en mükemmel niteliklere sahip olsa bile, hem bütünüyle akla
              dayandığı (aklın dışında kalanları fiilen inkar etmese de), hem de şöyle veya böyle vahiy ve ilhamdan yoksun beşeri bir yapı, bir başka değişle "din dışı" bir şey olduğu için
              böyle bir tanım­lamaya hak kazanmış sayılmaz."[39]

                   Vahy, Hikmet’in kamil şeklini ifade eder. Müslüman Hikmet’le düşünür, hayatını Hikmet’in doğru bilgi­leriyle tanzim eder. Hikmet’e dayanmayan felsefe, karamsarlık, kapris,
          vesvese, bunalım, şaşkınlık, çe­lişki, sıkıntı ve mutsuzluk gibi hayatı öldürücü sonuçları doğurur.

         -Düşünce Tarihinin değişme ve gelişme çizgisi

         -Kültürler arasındaki intikal devreleri

         -Yol gösterici bir değer anlamındaki Hikmet


                  4-Pozitivizm (1800 lü yıllar)

                  Comte’nün öğretisi Pozitivizm’in damgasını vurduğu bu çağda Çifte Gerçeklik dönemi sona erdi. Descartes - 19. yy. Arası Dönemi: Din ile felsefe iki ayrı ve bağımsız alan olduğu
         dönem. Fizik-Metafizik, ruh-madde, akıl-din, numen-fenomen, din-dünya, kilise-devlet ayrımı kemik­leşmişti. Humanist kültür ve sanat, kartezyen felsefe, rasyonalizm, fizik dünya
         ötesi herşeyi reddeden pozi­tivizm, bilimsel yöntem, materyalizm, sınırsız ilerleme düşüncesi.  Descartes in el-Gazalî''den  aldığı söylenen Şüpheciliğin yerini sadece Bilim gerçeğinin
         yer aldığı çağa girdiğimiz savunuldu. Tarihin 3. ve nihayi Hal’inie.. Teolojik, Metafizik Döneme dayalı İçtihad Kapısı kapandı.


                  E-Alman Felsefesi

                 1-Ortaçağ’dan Diyalektik’e ( )

                 2-Hegel’den Heidegger’e ( )

                 1000 li yıllardan beri genel Kronolojik dönemlerde biyografilerini atladığımız Alman Düşüncesi’ni Latin ve sonra Alman dili üzerinden müstakil bir başlık altında okuyacağız.
          Engels’in Alman İdeolojisi dediği dönem de buna dahil.

                 F-Eksik İsyan

                 1-Ütopik Sosyalizm’den Anaşirzm’e

                  Platon’un Grek’te hayallediği ‘Devlet’den, Patristik Felsefe Augustinus  ‘Tanrı Devleti’ Uyarlamasına.. Rönesans’ta yeniden doğanlar arasında ‘Devlet Tasarımcılıkları‘ da vardı..
          Ütopik üretimler ile eylemsel kalkışmalar atbaşı gitti... Spartakuslar hep kaybedenler kutbunda yer aldı. Prothon ‘Mülkiyet’in hırsızlık olduğu’nu haykırışı, Yükselen Kapitalist Çizgi’ye
          çomak sokamadı...

                 2-Marx'ın İsyanı

                 Yoldaş’ı Engels ile ‘Toplumculuğun’ ayağı yere basan ‘yasalarını’ yakalamak istediler. Onu tarihsel bir temel üzerine Hegel’in ters çevirdiği diyalektiği üzerine bir isyan bestelediler.
           İkbal’in ‘Aydınlanmamış Musa’ dediği çıkış, ortak paradigmanın dışına çıkamadığı için başarısızlığa mahkumdu... ‘Ütopist Sosyalizm’den ‘Bilimsel Sosyalizm’e geçmek isteyen ‘Ütopik
           Diyalektik’in öyküsü..

                G-Işık Doğu’dan mı Gelir?

                1-Doğu’nun Batılılaşması(  )

                2-Doğu Araştırmaları(Yeniçağ’dan Bugüne)

                Napolyon’un Mısır seferi sonrası başlayan Oryanlilist çalışmalar ve emellerin öyküsü.. Makendonlar’ın İskenderiye’yi kuruşundan, Kleopatra Mısır’ına.. Halife Ömer Zaman’ı
         Mısır’ından Osmanlı Mısır’ına..

        
                H-Kavuşan Alemler

                1-Mayalar’dan İndianalar’ın Dünyasına (İnka ve Aztek )

                Maya uygarlıkları, İnka, Aztek . Batı dünyası onlardan Yeni Çağ’da Haberdar oldu. İndus Vadisi’nin insanları sandı. ‘Yerliler’den daha bir yerli bildiler bu yeni kıtayı..

                2-Uzak Batı’nın Avrupalı Sahipleri

                Amerikan Bağımsızlık Savaşı’na kadar kıtanın Kuzey ve Güney parçalarındaki yeni harmanlanış, Afrika köle ticareti, İndianalar’ın asimilasyonu, genosit’i..

                3-Amerikan Yüzyılı’na Doğru

                Güneş Batmayan British İmp.luğunun New England olarak yeniden doğuşu... Kıta’nın Avrupa’lı Sahipleri’nin Dünya Malikliğine doğru yükselen trendi...

              
                I-İlerlemeci Tarih

                Genel Düşünce Tarihi üzerinde konuşan kişinin objektiviteden söz et­mesi anlamsızdır. Araştıran özne olduğu sürece her zaman bir öznelliğin bu­lunacağı açıktır. Nesnelliğe ancak
           Münzel Hikmet’in para­metreleriyle yaklaşılabilir. O da  bize Lineer değil, Çevrimsel  bir Tarih öğretisi sunuyor. [40]


                1-Kapanan Tarih (1900 lü yıllar)

                Çifte gerçekliğin düşünce sorunu olmaktan çıktığı, Modern Batı Bilimi’nin Din ve Felse­fe’nin yerine geçtiği, Metafiziğin inkar edilip dini form içinde ifade edilen gerçeklere karşı
         "aldırışsız" tavrın bir yaşama biçimine dönüştüğü Modernite Çağı. 19-21. yy.

                2-Yükselen Kapitalizm

                ‘Mal yalnızca eğniya arasında dolaşan bir devlet olmasın.’ Medine Vahyi’nin bu kesin istemine, kesin bir karşıtlıkla Kapital’in Müstağniler arasında dolaşan bir Devlet haline gelişi..
         ‘İnfak Ekonomi’sinin karşısına dikilen ‘İstif Ekonomisi’.

                 3-Yeni Dünya Düzeni  

                 Ulusaşırı Devlet’lerin, Tek Dünya Devleti’ne doğru yol aldığı, Yasama, Yargı, Yürütme’nin tek bir ‘Geist’ tarafından belirlendiği,‘Tarihin Sonu’ndan bahsedildiği Rasyon’a hulul etmiş
         Kapital çağı..

                 J-Akla Veda

                 1-Post-Modernist Dalga  

                 Mutlak Gerçekliğin tekliğine inanan ve onu kendilerinin temsil ettiğine inanan, dayatmanın dayatılanların yararına olduğuna inanan çevrelere karşı bir yanlış isyan.. Tıpkı Yükselen
          Kapitalizm’e karşı Marksizm’in eksik isyanı gibi..

                 K-Kitap ve Hikmet (Hem Vahy hem Akl)

                 1-Uygarlıklar Diyalogu

                 Bugün mutlak Hikmet'i elinde bulunduran yegane uygarlığız. Üzeri örtü­lememiş Kitab'ı yalnız biz taşıyoruz. Son Rasul, insanlık tarihi içinde türedi bir düşüncenin  temsilcisi
         değil, Risalet zincirini tamamla­maya gelen  türünün son halkaydı. Tüm dünya halkları Qur'an'ın, "Tevhid kelimesi" üzerin­de birleşmeye yaptığı çağrıyla karşı karşıyalar.
         Kutsal Kitaplar’ın Doğru Okuma Klavuzu olan Qur'an, bizi "İbrahim'in hanif geleneğine" davet ediyor.

                 İbrahim'in hanif dini... O'nun kutsal şemsiyesi, fıtratına dönmek isteyenler için bir imkandır, bir fırsattır. Tüm kadim gelenekler - ister ismen onu tanıyan Yahudilik ve
         Hristiyanlık olsun, isterse Zerdüşt, Maniheist,Taoist, Brahmanist olarak adlandırılan Sabîlik gibi köklü tegayyura uğrayan dinler olsun-  O'na dönmekle ,yabancı bir dine değil, gerçek
         dinlerine dönmüş olacaklardır.

                  Son halkada yer alan Sabîlik de dahil  hepsinde Mutlak Hikmet'ten nisbi gerçeklikler vardır kuşkusuz. "Dinlerin aşkın birliği fikri" nde islam inancıyla örtüşseler bile bir çok
         Qur'an okuru’nun haklı eleştirilerinde ifade edildiği gibi  önemli sapmaları bünyelerinde taşırlar. İslam tasdik edici olduğu kadar tashih edicidir de. "Tahribata uğramış hurdalarla" bir
         arada tutulamaz. Guénonyen açıklama'nın  Rönesans öncesi ve Avrupa-dışı olsun da ne olursa olsun, bütün Doğulu kültürlere, gele­neksel öğretilere karşı takındığı toptancı olumlu tavrı
         çağdaş müslüman düşüncenin  eleştirmesinden tabii bir şey olamaz.

                   Hikmet, doğru düşünme temeline dayalı insani düşüncedir. Guénonyen geleneğin "Genel Hikmet" ile "hümanizm" arasında ayrım yapmadığının farkında olmak lazım. İsa'ya karşı
         koyan Yahudi "Eğer gelenekse doğrudur" diyen atalar dinine tabi idi.

                   Bugün Felsefi karekteri ve tarihsel tezahürleri üzerine çeşitli bilgilere sahip olduğumuz Muharref dinler, kadim mezhepler, Felsefî okullar ve manevi öğretiler "muharref Hikmet"
         örnekleridir.

                   Mezopotamya'da Babil ve Keldanî Hikmeti ve Sabîlik, Mısır'da Ahen-Aten, Amob-Ra ve sonraki dönemlerin irfan okulları, Yeni-Platonculuk, İran'da  Mecusilik, Mazdek,
         Zerdüşt doktirini ve Maniheizm, Hint'te Brahmanizm ve Budizm, Çin'de Taoizm ve Konfuçyüs, hatta Japon kadim dinleri ile Latin Ameri­ka'daki eski kültür ve medeniyetlerin tümünde
         İlahî Hikmet'ten izler bulunur.

                   Grek’de Pre-Sokratik Filozoflarda, nihayet Aristoteles'e varan Felsefe  geleneğinde de aynı etki sözkonusudur. Mo­dern zamanların Pozitivizm’inde İlahî Hikmet kovulmuştur.



[1]           2/Baqara 36

[2]           7/A'raf 14-15

[3]           7/A'raf 17-18

[4]           2/Baqara 38

[5]           2/Baqara 213

[6]           2/Baqara 257

[7]           7/A'raf 18

[8]           2/Baqara 35

[9]           2/Baqara 37

[10]          103/Asr 1-3

[11]          İbnu Abbas ve Katade'den

[12]          14/İbrahim 24-26

[13]          A. Bulaç/İslam Düşüncesinde Din Felsefe, Akıl Vahiy İlişkisi,  s. 22, 1994 İstanbul, Beyan yayınları

[14]          S. Hüseyin Nasr/ İslam'da Düşünce ve Hayat,  s. 254,  (ç. F. Tatlıoğlu), 1988 İst., İnsan yayınları

[15]          S. Hüseyin Nasr/ İslam'da Düşünce ve Hayat,  s. 95, (ç. F. Tatlıoğlu), 1988 İst., İnsan Yayınları

[16]          es-Sicistani/Kitabu Müntehab Sıvanu'l-Hikme fi Tevarihi'l-Hükema. (Edidet by. D. M. Dualp Mouton Publishers, Paris-New York)

[17]          Bak: Cevdet Çakmakçı / Luqman fi'l-Edebi'l-Arabi , 1978 Ankara, AÜİFD, c. XXIII

[18]          R. Guénon/ Modern Dünyanın Bunalımı, I.Bölüm, (ç.  N. Avcı), 1979 İst., Risale yayınları

[19]          O’nun İdris a.ın Valisi olarak Yunanistan'a geldiği, sonradan tanrılaştırıldığı söylenir.

[20]          Şefik Can/ Klasik Yunan Mitolojisi, 1970 İst.

[21]          A. Bulaç /İ. D. Din Felsefe, Akıl Vahiy İlişkisi,  s. 29, 1994 İst., Beyan y. "Yunanlıları, Nuh a. a bağlayan İslam kaynakları Yunanlılar'ın en büyük tanrı kabul ettikleri Zeus'u da İdris a. a bağlarlar. Tarihsel doğruluğunu test etme imkanlarına sahip olmadığımız  bir görüşe  göre Mısır'da Peygamber ve Kral olarak hüküm süren Hz. İdris, dünyayı dört idari bölgeye ayırmış, bu arada Yunanistan'a da  Zeus isminde salih bir insanı vali olarak tayin etmişti. Zeus'un görevi, Yunanlılar’ı Adalet’le yönetmek ve İdris'in tebliğ  ettiği ilahi  mesajı  onlara öğretmekti. Ancak zamanla Zeus'u tanrılaştırdılar."

[22]          Şefik Can /Klasik Yunan Mitolojisi, 1970 İst.

[23]          Ebu'l-Bereket el-Bağdadi/ Kitabu'l-Mu'teber,  ç. Şerafettin Bey, 1936

            Hem Aristoteles, hem İbnu Sina'yı eleştiren "Evhadu-z-Zaman" ünvanlı bu alim, H. Corbin'in  değimiyle "Felsefe Tarihini, eski Geleneğin bozulması, kötü ve yanlış yorumlanması sürecine indirgeyen bir filozof" tu.

[24]          Eyyub a. 'ın Rumlar’a gönderildiği söylenceleri varsa da O'nun Yunanistan'a gittiği bilinmiyor. (A. Bulaç,  s. 30)

[25]          A. Bulaç/ İ. D. Din Felsefe, Akıl Vahiy İlişkisi,  s. 15, 1994  İst., Beyan y.

[26]          es-Sicistanî/ Kitabu Müntehab Sıvanu'l-Hikme hi Tevahiru'l-Hükema,

[27]          A. Bulaç/İ. D. Din Felsefe, Akıl Vahiy İlişkisi, 1994 İst, Beyan yayınları, s. 16:

"İslam Kaynakları’na göre, Thales, güneşin tutulmasını doğru tahmin edince, kavmi etrafında toplandı ve onun  öğrencisi oldu. Thales de onları Allah'ın azabı ile uyarıp korkutma vazifesini yerine getirmeye başladı. Ruhun varlığına inanır  ve herşeyde  ilahi  bir  yaratıcı güç olduğunu düşünürdü... Miletli Aneximandros da ilk madde’nin sonsuz ve tükenmez olduğuna inanan  bir  Bilge olarak sonsuzluk kavramı içinde sınırsız ve yaratıcı bir ilah fikrine sahipti."

[28]          İbnu Nedim/el-Fihrist,

[29]          İbnu Haldun/ Mukaddime,

[30]          es-Suhreverdi/ Telvihat,

[31]          Bekir Karlığa/ İslam Kaynakları ve Filozofları Işığında Pythagoras ve Presokratik Filozoflar,

[32]          Bak: Cavit Sunar /Parmenides ve Varlık Meselesi, 1970 Ankara, AÜİFD, c. XIX

[33]          Platon/ Phaidos 277. Bölüm, (ç. Hamdi Akverdi), 1990 İstanbul, MEB y., "Bilge demek, fikrimce biraz fazla  olacak, çünkü Tanrılar’a yaraşır. Bunlara feylosof demek, yahut buna benzer başka bir ad vermek daha uygun olur, hem daha çok yaraşır."

[34]          T. S. Boer/ İslam'da Felsefe Tarihi, (ç. Yaşar Kutluay), 1960 Ank.

[35]          İbnu Nedim/ Fihrist,

[36]          el-Gazali/ İlcamu'l-Avam an İlmi'l-Kelam (ç. Sabit Onal: Halkın Kelami Tartışmalardan Korunması), 1987 İzm.

[37]          İbn Haldun/ Mukaddime, (ç. S. Uludağ), İstanbul, Dergah y.

[38]          A. Bulaç/İ. D. Din Felsefe, Akıl Vahiy İlişkisi,  s. 47, 1994 İst., Beyan y.

[39]          R. Guénon/ Nefsini Bil, (ç. M. Tarhalı) Akademi Dergisi

[40]          2/Baqara 257



Aklın varacağı yolu bilmek
Hafızayı zâyi edip silmek
Boyna geçen bâtın ilmek
Bizlere akıl ile kâr olur.


O hâl süren kendi
Şimdi bu hâl dedir.

levon10
Kullanıcı avatarı
levon10
Divan Sazı
Divan Sazı
 
Mesajlar: 1722
Kayıt: 09 Nis 2010, 14:47
Teşekkür etti: 757
Teşekkür aldi: 395
Uyarılar: (0%)
Level: 34
HP: 709 / 3226
709 / 3226
MP: 1540 / 1540
1540 / 1540
EXP: 1722 / 1736
1722 / 1736

levon10 isimli üyemize teşekkür edenler :
mericoz

Re: GENCEBAY FELSEFESİNE TERSTEN BAKANLAR...

Yeni mesajgönderen 49lukDIVAN tarih 07 Mar 2011, 19:45

aşağı inene kadar canım çıktı konu buralara kadar nasıl geldi...  :D
"sevmek yaşamak demektir...
Sevmek; Tanrıdan bize hediye....."
Kullanıcı avatarı
49lukDIVAN
Divan Sazı
Divan Sazı
 
Mesajlar: 809
Kayıt: 25 Mar 2009, 12:26
Teşekkür etti: 171
Teşekkür aldi: 135
Uyarılar: (0%)
Level: 25
HP: 104 / 1490
104 / 1490
MP: 711 / 711
711 / 711
EXP: 809 / 839
809 / 839

Re: GENCEBAY FELSEFESİNE TERSTEN BAKANLAR...

Yeni mesajgönderen levon10 tarih 09 Mar 2011, 00:32

49lukDIVAN yazdı:aşağı inene kadar canım çıktı konu buralara kadar nasıl geldi...  :D


Bunlar ne ki ?.. Öğrenmemiz ve yaşamamız gereken neler var daha... Ooooff ooff  



Aklın varacağı yolu bilmek
Hafızayı zâyi edip silmek
Boyna geçen bâtın ilmek
Bizlere akıl ile kâr olur.


O hâl süren kendi
Şimdi bu hâl dedir.

levon10
Kullanıcı avatarı
levon10
Divan Sazı
Divan Sazı
 
Mesajlar: 1722
Kayıt: 09 Nis 2010, 14:47
Teşekkür etti: 757
Teşekkür aldi: 395
Uyarılar: (0%)
Level: 34
HP: 709 / 3226
709 / 3226
MP: 1540 / 1540
1540 / 1540
EXP: 1722 / 1736
1722 / 1736

Re: GENCEBAY FELSEFESİNE TERSTEN BAKANLAR...

Yeni mesajgönderen levon10 tarih 25 Mar 2011, 04:38

Sonuç :

Kanaatim; Herkes felsefe yapar, ama herkes filozof olmaz...

        Reddedilmek yolu bozmaz. Yol düşünce ile gelişebilir açılabilir ama, tatbikte gerçekleşme önemlidir...

        İnsan aklı, aldığı bilgilerle hayat serüvenine devam eder... Tatbiklerle islâh olur... Duygular insansıdır, öne çıktıkça dengeler farklılaşır... Olumlu ya da olumsuz her şey akıl ve duygu karşımı ile olmaktadır. Bunlar olmadığı zaman insan başı boş yaşamaktadır... O nedenle insanlar (özellikle; Müzisyenler, ressamlar, vs. sanat ile ilgilenenler) çoğu zaman anlaşılmadıklarından dem vururlar. Sebep eşitliği bozmuş, duyguyu çok fazla öne çıkarmışlardır... Oysaki insan için önce akıl vardır, akıl önde yürüdüğü sürece yaşam daha derli toplu olacaktır...
Duygu ise insana, insanlığını değil, benlik anlayışını körükleyerek insansı yaşama sürükleyecektir... Ve insan duygularının esiri olacaktır. Kayıpların %90'ı maalesef duyguyu öne çıkaran yapılardır...

         Kısaca, akıl ve duygu olmalıdır. Ancak insana önce duygu verilmiştir. Vehim duygusu hayatın gerçeklerini insandan saklamak için ömür süresince var olacaktır. Ve insan bunu aşarsa Akıl ve imânı ile hayatta düzenini bulacaktır... Duygusuz insansa zaten asla olmayacaktır. Her insan kendi duygu ve düşünceleri ile yaşamını şekillendirecek ve aklın bir gün önde olduğunu kabullenecektir... Zira akid budur...

Saygılarımla levon10



Aklın varacağı yolu bilmek
Hafızayı zâyi edip silmek
Boyna geçen bâtın ilmek
Bizlere akıl ile kâr olur.


O hâl süren kendi
Şimdi bu hâl dedir.

levon10
Kullanıcı avatarı
levon10
Divan Sazı
Divan Sazı
 
Mesajlar: 1722
Kayıt: 09 Nis 2010, 14:47
Teşekkür etti: 757
Teşekkür aldi: 395
Uyarılar: (0%)
Level: 34
HP: 709 / 3226
709 / 3226
MP: 1540 / 1540
1540 / 1540
EXP: 1722 / 1736
1722 / 1736

Re: GENCEBAY FELSEFESİNE TERSTEN BAKANLAR...

Yeni mesajgönderen levon10 tarih 29 Nis 2011, 22:47

canitez yazdı:şimdi tüm söylenenler değerini yitirdi benim gözümde...

söz gümüşse sükut altındır..



Maalesef haklısın... Bazen susmak gerekir.

''Filler tepişirken karıncaları hiç düşünmezler. Karıncalar zaiyatlarını toplar işlerine bakarlar.''


Özlü sözlerde kalıp anlamlarda yol çizmek, Filozof olmadan, felsefeden kopmadan yaşamak gerekir...
Filozof olursan ayrılırsın, ruh elden gider. Şimdi tefekkürü yaşatma zamanıdır. Dünya kova burcunda, zaman düşünüp yaşamak zamanı... Susmanın bir şeklidir...



Aklın varacağı yolu bilmek
Hafızayı zâyi edip silmek
Boyna geçen bâtın ilmek
Bizlere akıl ile kâr olur.


O hâl süren kendi
Şimdi bu hâl dedir.

levon10
Kullanıcı avatarı
levon10
Divan Sazı
Divan Sazı
 
Mesajlar: 1722
Kayıt: 09 Nis 2010, 14:47
Teşekkür etti: 757
Teşekkür aldi: 395
Uyarılar: (0%)
Level: 34
HP: 709 / 3226
709 / 3226
MP: 1540 / 1540
1540 / 1540
EXP: 1722 / 1736
1722 / 1736

Önceki


İlginizi Çekecek Diğer Başlıklar


Dön Orhan Gencebay Felsefesi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir