Gencebay müziği ile sohbet

Gencebay Müziğinin Derinliklerine Yolculuk...
Forum kuralları
Dikkat:
-Tek bir eser ile ilgili yorum ve analizler için burayı değil, eserleri-f69/ kategorisini kullanınız.
-Tek bir albüm ile ilgili yorum ve analizler için burayı değil, diskografi-f67 kategorisini kullanınız.

Re: Gencebay müziği ile sohbet

Yeni mesajgönderen levon10 tarih 31 Eki 2011, 01:32


Bir solukta okudum. Hani senin şu romanın vardı ya (jüpiter) yayınlasan burada olmaz mı? Ama site biter senin roman bitmez yaz yaz. 8 ortalı kareli büyük defter her satırı olaylarla dolu.

Kardeşim emeğine düşüncene sağlık, çok ilginç ve harika bir format bu. Ancak biraz kısaltmanı rica edeceğim. Okuyucu sıkılmasın derim. Tabiki sen bilirsin. Bana göre kısa bile diyebilirim. Zevkle okuyorum.



Aklın varacağı yolu bilmek
Hafızayı zâyi edip silmek
Boyna geçen bâtın ilmek
Bizlere akıl ile kâr olur.


O hâl süren kendi
Şimdi bu hâl dedir.

levon10
Kullanıcı avatarı
levon10
Divan Sazı
Divan Sazı
 
Mesajlar: 1722
Kayıt: 09 Nis 2010, 14:47
Teşekkür etti: 757
Teşekkür aldi: 395
Uyarılar: (0%)
Level: 34
HP: 709 / 3226
709 / 3226
MP: 1540 / 1540
1540 / 1540
EXP: 1722 / 1736
1722 / 1736

Re: Gencebay müziği ile sohbet

Yeni mesajgönderen tarantini8 tarih 14 Kas 2011, 13:04

NE SEVENİM VAR
NE SORANIM VAR
ÖYLE YALNIZIM Kİ
(nı rı nım, nı rı nım, nı rı nım nım)
ÇİLESİZ GÜNÜM YOK…
(Aşağıda daha önce de yaptığım gibi bu kez KO kısaltması ile kodlanabilecek, belki sonraki anlatımlarda yeniden karşımıza çıkabilecek bir eser ve düşündürdükleri üzerine bir yazı, hikaye, anı, saçmalık ya da sanat eseri okuyacaksınız. Yok, KO burada bir Japon ismi değil. “Kaderimin” in K’si. “Oyunu”nun O’su ile oluşturulan kısaltma. Yani abbreviation, abrevieyşın hocam.

Bu seferki dostumuzla nerede buluştuğumuzun önemi yok. Kıyafeti ve görüntüsü ile ilgili sıkıcı tasvirler de yapmayacağım (sen zaten tasvir yapamıyorsun, yaptıklarına daha çok laf kalabalığı diyelim olur mu?)
Uzun yıllar görmediği, geçmişte kalan, ama hatıralardan çıkmayan bir sevgiliyi ziyarete gitmişti. Ona sevgili demek ne ölçüde mümkün olabilirdi? Geçmişte aşk gibi bir şeyler yaşamayı ümit ettiğiniz, bir dönem kimi Gencebay şarkıları dinlerken belki de düşündüğünüz, bu “aşk gibi şeyler” i yaşayabilmek için epey uğraştığınız, mesela yemeğe çıkmak istediğiniz, özel telefon numaralarını edinip asla arayamadığınız  ve asla “aşk gibi şeyler”i başlatamadığınız birinden bahsediyorum (Tarantini, şuna kısaca yatağa atmaya çalışıp ta beceremediğiniz cillop gibi bir parça desek?) Yok, öyle demiyorum. İşin platonik ve naif bir yönü vardı (Neymiş o platonik ve naif yönü bakalım? Sen düpedüz zavallı masum bir kızdan faydalanmaya çalışılan bir durumdan bahsediyorsun) Bırak ta anlatmaya devam edelim Fis.
Bir şekilde samimi olmaya çalışmıştı onunla. İşyerine gidip, hiç lüzumu yokken onun karşısında oturup, güya işle ilgili sualler sormuştu. “Şey, acaba bu gayrimenkul kira sözleşmelerinde şekil şartı var mıdır? Tehir-i icra kararlarının reddi doğrultusunda verilen kararların tebliğini müteakip kaç gün içinde itiraz hakkımız vardır efenim?” Ya da “siz üniversiteyi de mi Başgazi’de okumuştunuz? Geçen seneki PPDSİ sınavından kaç puan almıştınız? Ooo, seksen bir oldukça yüksek bir puan demek ki çok bilgilisiniz.” Ya da “ hakikaten çok şıksınız, bu formunuzu nasıl muhafaza ediyorsunuz?” gibi alakasız sualler. Bir gün öğleye doğru cep telefonundan aramış, fakat karşı taraf açmadan da kapatıvermişti. Kendi numarasını gizleyerek tabii. Belki de karşı tarafın sesini duyduktan sonra konuşma cesaretini kaybetmiş ve telefonun kapat tuşuna basmıştı (bak Tarantini, burada anlattığın davranış ta bir tür medeni cesaretsizlik örneğidir. Birini seviyorsan utanma söyle, her önüne gelene sarılma öyle. Ne demek telefon numarası gizlemeler, yok telefon kapatmalar, yok sesi duyunca heyecanlanmalar, sen hangi yüzyıldasın be?)
İşte şimdi yıllar sonra bir şekilde onun çalıştığı yere gelmişti. Birdenbire karşısına çıktığında nasıl şaşıracaktı? Belki mazide kaçan fırsatlar değerlendirilmeye başlanacaktı. Bir sıcak sohbet, bir tatlı tebessüm, bir akşam yemeği, ve kim bilir? Artık eskisi gibi çekingen olmadığını sanıyordu. Yıllar öncesine göre olgunlaşmıştı. Cesareti  vardı. Kadınlar ısrar eden erkekleri severdi. Israrcı, mütebessim, romantik, cazip, şık, kararlı, muzip, zeki, çapkın, emin, temiz, mesut, mazbut, mahzun, maruf olabilmeliydi aynı anda. Zaten kendini öyle hissediyordu. (İşte aşk ta budur hocam! Kendini aynı anda birden çok kıvamda hissedebilirsin. Demek ki anlattığın zat o kıza aşıkmış be!) E, ben sana demiştim işin naif ve platonik bir yönü vardı diye Fis. (Bak, işin naif yönü iyi de şu platonik yön biraz arızalı. Oldum olası platonik aşkları saçma bulmuşumdur. Sen onun için yanıyorsun, her şeyi göze alıyorsun, çok seviyorsun, kutsal duygularla dolusun, Fransızlar bunu nasıl tarif etmiş? El elde, el şeyde, şey elde, ama asla şey şeyde değil, yok flörtün tarifi ile karıştırdım galiba. Ne diyordum? Eflatunculuk, pardon. Platonik olma durumu. Karşılıklı olacak her şey. Karşılığını göremiyorsan her günün gamlı geçer ve hababam debabam “duymadın ki” şarkısını dinler durursun. Neden duymamış ki? Duysun efendim. Bilsin ulan. Ben burada onun için öleceksem bilsin!)
Merhaba dedi. Karşıladı onu. Heyecanla karşısına oturdu gene. Evet. Sanki o mazide kaçırılan fırsatları yaşamaya bir başlangıç olabilir miydi? Hala ne kadar genç ve güzeldi. Kıymetini bilirdi. Severdi onu. Burada çalışırken de olur muydu bunlar? İşini gücünü bırakır mıydı onun için? Belki ona göre eski kafaydı. Bir aşkla yetinen anlayıştaydı. Belki isteyip te yapamadığı zorluklardaydı. Aklı takılıp kalmıştı gene ona işte. Birazdan belki de elini tutuverecekti. O zaman, bir zaman tutuşan el hatırına neler beklenmezdi istikbalde?
Oturması yaklaşık on dakika sürdü. Bu süre boyunca ısmarlanan acı çayı içmek zorunda kaldı ve yıllar önceki platonik sevgili bir defa bile onun suratına bakmadı. Kafasını diğer yana çevirerek bir müşterisi ile sıkıcı bir iş konuşmasına daldı. Adamımız yerinden kalkarken öylesine hayal kırıklığı içindeydi ki, yıllar öncesinde kendisi ile ilgili nice fırsatlar kaçırıldığı düşünülen bu genç ve güzel platonik sevgiliye veda bile etmeden uzaklaştı.
En iyisi iki üst kattaki hemşeriye uğramaktı. Hemşeri gibisi var mıydı? Erkek erkeğe sohbet iyi gelirdi şimdi. O da yiğidin harman olduğu Haskır vilayetindendi. Boşvermeliydi böyle eski aşkları falan. İki alt kata indi ( e demin iki üst kat demiştin, alt kat mı üst kat mı karar ver. Konuları kafadan attığın için mi böyle oluyor, özensizlikten mi, yoksa çarpıtmak istediğinden mi?). Hemşeriyi buldu. Ne güzeldi iki ahbabın yıllar sonraki vuslati. “Nasıl gidiyor işler abi? Biz burada aynen devam işte. Çay abi? Sigara? Doğru, biraz kilo verdim. Sen ne yapıyorsun abi? Badi mi yapıyorsun yoksa? Şimdi araba falan alınmaz abi. En ucuzu kırk beş binden başlıyor. Bankadan kredi çekeceksin. Ayda altı yüz kağıdı altı sene ödeyeceksin. Zaten altı senede bu araba eskiyor. Boşver be abi”.
İşte buydu. Bu sohbet iyi geliyordu. Şimdi bu hemşeri ile sohbete ne güzel devam edilirdi. Öğle yemeği birlikte yensindi. Muhabbet koyulaştırılsındı. Sonraki buluşmanın tarihi tespit edilsindi. O da kendisinin bulunduğu mekana davet edilsindi. Ha, bu arada cepten eski arkadaş Müfit aransındı. Akşama bir güzel sohbet, yemek, buluşma. Dostlar bunun için değil miydi?
Hemşeri, ne akşam ne de öğle yemeğine davet etmedi. Bir sonraki buluşma ile ilgili tek bir söz söylemedi. İkincilerden sonra çay da söylenmedi. Sigara ikram edilmedi. Olsun zaten zararlıydı. Hatta bir ara odadan da çıktı iş için. Hemşeri odada yokken Müfit’le yaptığı telefon görüşmesini hatırladı:
“Alooo. Müfit ne haber?”
“Vay, kardeşim benim iyilik ne olsun. Nerelerdesin?”
“Ben geldim. Buradayım. Her şeye hazırım. Akşama buluşalım. Şöyle bir iki tek atalım. Orhan falan dinleriz hem”
“Ya, çok iyi olur sevgili dostum. Ne oldu senin devir işlerin? Dükkanı Hüsamettin’e devredebildin mi? Çocuk ağır hasta demiştin. Boşver. Takma kafana bunları dostum. Herkesin derdi var kendine göre. Ben seni mutlu ederim üzülme. Bunalıma girme. Her derdin çaresi var. Ecele bulunmaz. O yukarıdakinin işi. Onu da ben yapamıyorum. Ne yapalım yani?”
Dükkanın devir işini daha üç gün önce detayları ile Müfit’e anlatmıştı halbuki. Çocuğun hastalığından da bahsetmiş, hatta Müfit’in oturduğu semte yakın bir hastanede yatmakta olan küçük kızı için tanıdık doktor olup olmadığını da sormuştu. Özellikle dükkanı Hüsamettin’e nasıl devrettiğini belki de yirmi dakika boyunca anlatmış, Müfit te çok sevindiğini söylemiş ve hayırlı olsun demişti. Birden Müfit’in, o birlikte geçirilen senelerin ardından nasıl farklılaştığını düşündü. Beş sene içinde maddi durumunda olağanüstü iyileşmeler yaşamıştı, üç kez ev iki kez de yeni araba satın almıştı. Aylık taksitleri iki bin lira idi ve hiç zorlanmadan ödemekteydi.
“Sevgili dostum, ben bu akşam aerobik dersine katılıyorum. Sonra da hemen eve gitmek zorundayım. Mualla’nın misafirleri var onları bir yere götüreceğim. Onun için seninle buluşamam. Takma kafana, boşver. Dükkanı ne zaman devrettiydin? Küçük oğlanın hastalığı n’oldu? Ha, kız mıydı o? Kaç yaşındaydı? Yapacağımız bir şey varsa söyle bak çekinme dostum.”
Telefon görüşmesi sona erdiğinde hemşerinin dönmesini beklemenin de bir anlamı olmadığını anladı. Neden buralarda böylesine vakit kaybetmişti? Bir eski sevgili bozuntusu, bir hemşeri ve Müfit. Akraba gibi var mıydı? Hemen kendisinin ziyaretini büyük bir iştahla beklediklerinden emin olduğu amcası ile yengesini ziyaret etmeye karar verdi. Bugün yapmış olacağı en hayırlı iş bu amca ziyareti olacaktı. Yıllardır görüşmeseler de sorun müteveffa babasından kalan arsaların paylaşımı sırasında çıkmış olduğundan, kendisinin bir dahli olmadığını düşünüyordu. Aralarında otuz beş yaş vardı. Amca demek baba yarısı demekti. Şimdi ziyaret eder, “amcacığım” derdi. Yengesi de yaşlı gözlerle on sekiz yılın nihayetinde gerçekleşecek bu geç kavuşmayı izleyecekti. “İyi ki geldin” diyecekti ona.
Kapıyı çaldı. Yaşlı amcası açtı. Çatık kaşları ile ona baktı. Tanımıştı. İçeri hiçbir söz söylemeden buyur etti (yani reverans mı yaptı Tarantini? Yahu ne budala adamsın. Böyle arabesk hikayeleri nereden buluyorsun? Kemalettin  Tuğcu musun? Buraya kadar bir sürü boş laf ettin? Müzikle ilgili bir tek kelime ettin mi? Bir de bu yazıları ana başlığı Orhan Gencebay müziği olan bir bölümde yazıyorsun. İyi, hala yayınlanıyor ha. Ne kadar budalasın yav, ne kadar budala! Hikayenin sonu belli oldu zaten. Amca, yeğeni evden bir güzel kovacak. Yenge defol git diye bağıracak. Adamımız yoğun sükutu hayal içinde tek başına kalacak. Aynı günde hem nice ümitlerin beslendiği bir platonik aşk, daha çok samimiyet beklenen bir hemşeri, geçmişte çok şey paylaşıldığı sanılan bir vefasız dost ve hem de bir akraba tarafından kapı dışarı edilen bir zavallı konumuna gelecek. Oldu. Gözlerim doldu. Budala bir adamsın) Budala mıyım? Bak hocam bu budala kelimesi bizim günlük konuşma dilimizin bir ürünü değildir bu biiiir. Kemalettin Tuğcu gibi değerli bir yazara saygısızlık etmemelisin bu ikiiiiii. Ben burada hayatın içinden bir şeyler yazmaya çalışıyorum, küçümseyemezsin bu da üüüüüçç. Ne yazacaktım yani? Hocam karar perdesi nihavent olsa da ikinci ney taksimini müteakip çargah geçişler üzerinden buselik bağlama solo ve de onu takiben araban kanun taksimi üzerinden zeminde yedi sekizlik perküsyon notları duyulsa da, eserin meyanlarındaki acemaşiran tavır ve son bukledeki acem arızası da düyek usulünü düşündürüyor. Şimdi bu eser için her ne kadar nihavent başlasa da semai tanımlaması yapmamız; üçüncü kısımda bolca kullanılan arpej notaları zemininden ancak ve ancak aranjör kulağı ile dinleyebilenlerin hissedebileceği kürdilihicazkar geçişlerin üzerindeki akustik bağlama ve kontrbas armonisi ile beraber duyulan arşebas ve sikoma bemol ile geçilen kürdi trillemeden mütevellit pek kabil olmamaktadır. Bir batıcı gözü ile de olsa burada kullanılan notların oldukça karmaşık ve de kümülatif bir dizilim arzettiğini söylemeliyim (*).  Şimdi nasıl Fis beğendin mi bakalım?


(*)Nazariyat hususunda zorlananların “musikimizin gayba düşmüş nağmeleri üzerinden zorlananlara ilmi, hususi, sıhhi, marazi, harbi izahattan vareste tutulamayacaklar ansiklopedisi” nin “seksen beş senedir anlatması kabil olmayan musiki kategorizasyonu” bahsinin, dördüncü cüz, üçüncü bab, on yedinci cilt ve kırk birinci sahifeye müracaat etmeleri faideli olacaktır .
Söz mü kaldı söylenecek?
Yar mi kaldı sevilecek?
Bundan böyle aşkın adı masallarda bilinecek
Kullanıcı avatarı
tarantini8
Akustik Bağlama
Akustik Bağlama
 
Mesajlar: 272
Kayıt: 06 Mar 2009, 17:48
Teşekkür etti: 60
Teşekkür aldi: 175
Uyarılar: (0%)
Level: 15
HP: 9 / 488
9 / 488
MP: 233 / 233
233 / 233
EXP: 272 / 292
272 / 292

3 tarantini8 isimli üyemize teşekkür edenler :
crematory, Ferhan, levon10

Re: Gencebay müziği ile sohbet

Yeni mesajgönderen tarantini8 tarih 01 Ara 2011, 15:17

İSMİ SİZ BİLİN

Sokakta görmüştük onları. Zaman zaman elele, zaman zaman göz göze. Elim ellerinde, gözüm gözlerinde, sensiz bu dünyayı yaşamam durumları vardı. Birbirlerine yakışıyorlar mıydı? Oğlan biraz babadan zengince. Kızın hem annesi hem babası okumuş takımından (Okumuş takımından ne demek hocam? Mesela askerde eğitim saatlerinde herkesi toplarlar. Astsubay çavuş eğiticidir. Herkes etrafında çömelmiş vaziyette oturmaktadır. Yalnız, askerdeki çömelme pozisyonu bazılarının anlayacağı tuvalette çömelme pozisyonu gibi değildir. Kuralları vardır. Onun için askeri çömelme pozisyonunda uzun süre hareket etmeden rahat edemezsiniz. Bir de alçak ve yüksek sürünme vardır. Bunlar da zordur. Hocam boşver. Vicdani redçi miyiz şimdi? Benim özgür bir birey olarak vicdani retçi olma hakkım vardır. Madem yaşamaya geldik dünyaya, benim de her şeyde bir hakkım vardır. Millet zamanında askerlik yaptı. Bu vatan hizmetidir, namus borcudur, tamam etmeden bize kız vermezler, delikanlılık yarım kalır dedi. Hakkını helal et anam, ağlama hiç dayanamam dedi. Bak o türkü muhayyer kürdidir ha. Sen ne yaptın Tarantini? Zamanında vazifemi tamamlayayım diye mal gibi askere gittin. Peki ne geçti, ne geçti, ne geçti ki eline? Seninle aynı konumda olan yaşıtlarının en az yarısı bekledi. Başım ağrıyor, kıçım ağrıyor dedi, master yapıyoruz, tez çalışıyoruz dedi. Bakayayız, kaçak değiliz, öğrenciyiz, amele değiliz, akıllıyız salak değiliz dedi. Ne oldu? Hakikaten muayyen periyotlar ile bedelli askerlik ihdas edildi. Gittiler, koçumalar gibi tam yirmi sekiz gün askerde kaldılar. Dönünce askerlik hatıralarını senden çok anlattılar. Kahraman oldular. Sen olamadın.
Neyse konuyu dağıtmayalım. Kızın annesi de babası da hukukçu idi. Gözleri maviydi. Saçları ulandı. Ulan mıydı? Gene kabalaştın. Ulan ne demek ulan? Sen bizimle dalga mı geçiyorsun? Müzikten anlamazsın, konuları çarpıtırsın. Bu siteye yeni girenlerin zihinlerini bulandırırsın. Söylediklerini, yazdıklarını herkes bilir. Seni okuyanın kafası karışır. Nereden çıkardın arabeski? Bu konuları biz zaten biliyoruz. Sana göre otuz yedi bin sekiz yüz elli altı buçuk misli bilgiliyiz. Hem nazariyiz, hem icracıyız. Bizim söylediklerimiz ve anlattıklarımız siteye girenleri aydınlatıyor. İnsanlar karanlıktan aydınlığa geçiyor sayemizde. Hocam siz bir sitede teşrifatçı mısınız, veyahut sokak lambası mı? Haa, pardon internet sitesi demek istediniz. Aydınlanma çağına bizim sayemizde giriyorlar diyorum sana Tarantini. Boş ve de budalasın. Budala lafına takılıyorsan gerzeksin o zaman. Yeni projelere açılım yapıyoruz. Senfonik şiir ve de konçertolar oluşacak. Oluşan bu senfonilerde solist olarak sadece ve sadece Reşat Berhaş kabul edilebilir. Veya onun gibi isimler. Mesela Kılmaz Opek. O artık hayatta değilse de ona benzer olanlar. Yoksa bugünkü ses ve isimlerin hepsi sahte, dijital, taklitçi ve de cahildir. Sen de onlardan birisisin.
Müsaadenizle hikayeme devam edebilir miyim üstadım? Et. Kızın saçları kızıldı. Ulan, Moğolcada kızıl demek efendim. Ya demek öyle demek? Peki bana ne yani? Sen Moğolca biliyorsun da ben bilmiyor muyum? Onu mu ima ediyorsun. Türkçe yazdığın bir saçmalıkta, kimsenin anlamayacağı kelimeleri kullanıp, sonra da bu filan lisanda şu anlama geliyor demek iyi bir haslet mi? Bak büyük mütefekkir ne demiş? “El elden, göz gözden, diş dişten, diz dizden üstün değilse kim bu cihanda maksuduna erebilir?” Onun için bilin, okuyun ama bilip okuduklarınızı etrafa saçmayın. Yahu birileri böyle bir söz hakikaten etmiş midir? Etmişse o söz doğru mudur?  Herkes her söze  uyacak mıdır?
Bak şunu yapıyorsun Tarantini, yazdıklarının anlaşılmasını büsbütün zorlaştırıyor, belki de imkansızlaştırıyorsun. Ajitasyon mudur bu? Sanat mıdır? Edebiyatta yeni bir çığır mıdır? Kızıl saçlı kızla ilgili ne anlatacaksan anlat. Onu hangi şarkıya bağlayacaksan bağla. Belki hala kandırabildiğin insanlar varsa, yazını sonuna kadar okuyup senin için teşekkür ikonunu tıklayacaklardır. Ne? Teşekkür ikonu mu? Bence ona teşekkür butonu demelisin. Hocam şimdi teşekkür etimolojisine bakar isek Farsça bir kelime olup, lisanımıza Osmanlı’nın duraklama döneminde geçtiği düşünülmektedir. İngilizcesi thank, Arapçası şükran, Fransızcası mercié, Almancası danke olup; toplumsal ve kültürel mahiyetlere göre farklı manalarda kullanılabilmektedir. Fransız kralı doksan beşinci lui de la Frederic, her sabah ava gitmezden evvel  üzerine yeşil kürklü, kırmızı inci işlemeli, şal desenli kaftanını alır ve mihmandarları ile birlikte Versailles sarayının geniş bahçesine çıkarmış. Bu esnada topuklarını birbirine vurarak yürür, tazı köpekleri ile altın bileziklerini yanına almayı asla unutmazmış. Hizmetkarları, kral hazretleri av esnasında üşütmesin diye yedek pelerin ve kürklerle yanında dolaşırlar, sarayın en seçme neferleri de kırmızı urbaları ve de tek atımlık tüfenkleri ile, efendilerini dış tehdit ve tehlikelerden koruma maksadı ile en fazla elli yedi buçuk yardlık bir yarı çap içinde kalacak biçimde onu takip ederlermiş. İşte bu arada kral hazretleri etrafındakilere bon suar, mercié boku der imiş ki bunun şu tazıcıkların pisliklerini uzaklaştırın anlamına geldiği Frenk tarihçilerce rivayet edilmiştir, teşekkür dediğimiz kelimenin aslının oralardan geldiği söylenir.
Şimdi sizlere biraz da buton veyahut button etimolojisinden de bahsetmek isterim Ama isterseniz önce ulan, pardon kızıl saçlı kızın hikayesini bitirelim. Bu birbirlerini deliler gibi seviyor izlenimi vermese de, bir şekilde birbirlerine yakıştırılan ve yakın zamanda nişanlanırlar intibaı uyandıran hadise şanssız bir inkıtaya uğrayıverdi. Oğlanın zengin babası aniden amansız bir hastalığa duçar olduktan kelli, yurt dışına eskiden Britonların yaşadığı ülkeye tedavi için nakledildi. Gittiği ülkedeki masraflar, bütçeyi zorlamaya başladı. Oğlanın zengin babasına müteallik vatanımızdaki fabrikaların işçilerinin ücretleri de bu sebeple birkaç aylığına ödenemeyecek oldu. Düşenin dostu olmaz. Ücreti almadan kim ne kadar çalışır, fedakarlık eder? Hem adamın hastalığı ilerledi, hem de ekonomik vaziyet kötüye yelken açmaya devam etti. Neticede adamcağız vefat edince, genç adam belki de çocuk denebilecek yaşta büyük bir ticari sorumluluğu üstlenmeye mecbur kaldı. Lakin iş hayatı acımasızdı. Tecrübeli babanın yokluğunda, genç adamın yönetimi ne kadar başarılı olabilirdi? Etrafta sürekli akıl veren akrabalar ve pusuya yatmış ticari rakipler vardı. Önce en büyük fabrika kapatıldı. Artık durumun nereye varacağı herkesçe malumdu. İşte o günlerden birinin sabahında buluştum ben o genç adamla. Moralli görünmeye çalışıyordu.
“Tarantini” dedi. “Haftaya nişanlanıyoruz. Babamın ölümü sebebi ile erteledik bazı şeyleri. Fakat nişan merasimi sadece yakın çevremiz ile akraba arasında olacak”. Gözleri gülüyordu bunlar söylenirken.
Haftalar geçti. Genç arkadaşımızın sadece aile arasında olacak dediği nişan merasimi yapılmış, düğün hazırlıklarına başlanmış olmalıydı. Kim bilir, evlenmiş de olabilirlerdi çoktan.
Bu sefer cadde adını aynen vereyim mi? Yok verme hocam. Ne derler? Any similarities of real characters or incidents are totally coincidental and unintentional gibi bir şeydi. Yani bu filmdeki karakter ve olayların hakikattekilerle olası benzerlikleri tamamen tesadüfi ve niyetimiz dışındadır. O bakımdan şimdi cadde adını bile versek, belki beni tanıyanlar da, olur ya bu yazıyı okurlar ve kimlerden bahsettiğimi anlarlar. Yav, amma paranoidsin. Kim okur. Kim bağlantı kurar. Tanıyan okurmuş? Kim tanır? Tarantini diye bir adam var mı ki? Senin hakiki adın ne be?
Baskın Hakan Tarkın caddesinde gördüm kızıl saçlı güzeli. Bir başka erkekle el eleydi. Üstelik el ele olduğu bu erkek, bizim genç arkadaşımızın amcazadesiydi. Yıllar içinde bu kızıl saçlı kızımızın nice münasebetleri hakkındaki dedikodulara istemeden olsa da kulak misafiri olacaktık.
Şşşş, Tarantini! Seninle de samimi oldu muydu lan bu kız? Ha, bak doğruyu söyle kimseye söylemeyeceğim. Korkma, aşkta kaybolursun diye, korkma birgün kahrolursun diye. Söyle. Söyle, söyle. Yaradan aşkına söyle. Yoksa sen de mi ulan?
Ben ulan değilim hocam. Saçlarım siyah. Tenim de kızıllara benzemez.
Bu kadar laf salatası içinde bu hadiseden çıkaracağımız şarkıyı yazmadın. Ben bu sefer şöyle yapmaya karar verdim. Sadece kısaltmayı yazacağım. Tam adı tahmin edenler yazsın. Sanki yazılacak. Sanki çizilecek.
DBO.
Söz mü kaldı söylenecek?
Yar mi kaldı sevilecek?
Bundan böyle aşkın adı masallarda bilinecek
Kullanıcı avatarı
tarantini8
Akustik Bağlama
Akustik Bağlama
 
Mesajlar: 272
Kayıt: 06 Mar 2009, 17:48
Teşekkür etti: 60
Teşekkür aldi: 175
Uyarılar: (0%)
Level: 15
HP: 9 / 488
9 / 488
MP: 233 / 233
233 / 233
EXP: 272 / 292
272 / 292

2 tarantini8 isimli üyemize teşekkür edenler :
Ferhan, levon10

Re: Gencebay müziği ile sohbet

Yeni mesajgönderen mericoz tarih 01 Ara 2011, 16:52

Dertler benim olsun eseri bu. Sürükleyici bir anlatım oldu.
Ben Toprağın Sinesinde İnsan Denilen Bir Canım.
Hem Düşünür Hem Severim Budur Taştan Farklı Yanım.
Her Maddenin Zerresini Bedenimde Taşıyorsam,
Ben Ne Bir Taş, Ne Bir Ağaç, İnsanlığımla İnsanım.

Ağaçların Özgürlüğü Ancak Ağaç Gibi Olur.
Benim Özgürlüğüm İse Düşüncemle Hayat Bulur.
Her Sürünün Bir Çobanı Var, Çobanını Koyun Seçmez.
Ben İnsanım Koyun Değil, Ben Bilirim Koyun Bilmez.


Kullanıcı avatarı
mericoz
Divan Sazı
Divan Sazı
 
Mesajlar: 1286
Kayıt: 29 Eki 2008, 00:45
Teşekkür etti: 385
Teşekkür aldi: 363
Uyarılar: (0%)
Konum: KARTAL/İSTANBUL
Level: 31
HP: 228 / 2536
228 / 2536
MP: 1211 / 1211
1211 / 1211
EXP: 1286 / 1384
1286 / 1384

Re: Gencebay müziği ile sohbet

Yeni mesajgönderen tarantini8 tarih 15 Ara 2011, 12:19

Ne Geçti Ki Eline

-“Yazdıklarının retoriği düşmeye başlasa da sana kendimi tanıtmaya karar verdim. İlk yazılarında kendine göre bir üslup yakalamıştın. Anlaşılması güç olsa da, eserleri konuşturarak müzik ağırlıklı fikirleri gözler önüne seriyordun. Anlayan anladı. Anlamayanlar da seni biraz anlasaydı darılmazdınız. Sonraki birkaç yazıda ise hikayeler anlatmaya başladın. Mesela en son yazın tam bir hikaye. Sarhoşun biri şarkısını anlatmaya başladığın yazınla birlikte, önceki yazılardaki fantastik atmosfer yok oldu. Düz ve doğrudan hikayeler anlatmaya başladın işte. Arabesk, saçma sapan, beş para etmez.  Fakat üzülme. Dert etme. Kaybettim diye. Kendini yok etme. Artık yok diye. Ben imdadına yetiştim.”
Kıvırcık saçlı, takım elbiseli, beyaz gömlekli, gömleğinin en üstteki düğmesi açık olduğu halde kravatsız, oldukça düzgün fonetiği olan, iri kahverengi gözlerinden bilgelik hissedilen, otuz yaşlarında, her konuda fikri olduğu izlenimini veren ciddi bir yüz ifadesini haiz genç bir adamdı. Ne manada imdadıma yetişmişti? Belki benimle biraz sohbet edip, sonra da Fis gibi dalgasını geçecekti. Belki bir daha karşıma çıkmayacaktı. (burada yapılan betimlemedeki saçmalıkları bulalım mı? Adam hem otuz yaşında, hem bilge; gömleğin üstteki düğmesi açık olduğu halde kravatsız tamlaması ancak ilköğretim birinci kademe talebelerine yakışır; bilgelik hissedildikten sonra ciddi olunduğunun belirtilmesine lüzum var mı; nereyi nasıl düzeltelim)
-“Benim icrası en zor eserlerden olduğumu ifade etmiştin. Bu birkaç yönden doğruydu. Sana kısaca şunu söyleyeyim. Gencebay eserlerini biliyorum diyen adamlara, kadınlara sor. Bir “ne geçti ki eline şarkısını söyleyebilir misiniz?” diye. Onları geçtim. Barlarda, tatil yerlerinde, otellerde piyano çalıp şarkı söyleyen müzisyenlerden rica et. Bir çalsınlar, söylesinler. Veya hiç beni söylemeyi, çalmayı denemişler mi? Hayırsa neden? Zaten verecekleri cevap hayır olacak. Bu eserin müzikal manada icrası da zor. Eserin orijinalitesini tam vereceksek, telli tambur tarzında icra edilen bir bağlama solo bölümü var bu eserin. Bunu sağa sola karıştırmadan icra etmesi zor. Sen zaten icrası zor eserler derken bahsetmiştin biraz. Sonra daha iddialı cümleler de sarfettin. Hodri meydan dedin. İcra etmek isteyen, kendine güvenen icra etsin. Kayıt yapsın. Sosyal paylaşım sitelerinde yayınlasın. Daha kimseye rastlamadın icra edebilen.”
-“ Ne yani, bu saçmalık Tarantini’nin haklı olduğunu mu gösterir?” diye davudi sesle sorulan sual kulaklarımda çınladı. Fis’in gene kıskançlığı tutmuştu. “Kıskanç sensin! Sen kendince bir çağrı yapmışsın. Kendine güvenen “ne geçti ki eline” yi icra etsin görelim demişsin. Kimin umrunda? Kim farkında? Kimse okumadı ki o çağrıyı. Hoş okusa da ciddiye almadı. Prodüktör değilsin, reklam ajansı sahibi değilsin. Müzisyen de değilsin. Seni kim ciddiye alacak?”
Fis her zamanki gibi acımasızca konuştu. Yoksa dobra dobra konuştu desek daha iyi mi olur? Sıfatlar önemlidir hocam. Adamın birine zalim derseniz başka, dobra derseniz başka algılanır. Dobra bir kişi sıfatı mıdır ki bu meyanda? “Dobra adam” denir mi? Denmez. Zira dobra zarftır. Fiili niteler, mamafih zalim sıfattır kişiyi niteler. O zaman dobra adam denmez. Pek dobra dobra  konuşuyor denir mesela. Ayrıca dobra dobra diyerek, yani yinelenerek kullanılır bu zarf tamam mı? Önce Türkçe’yi doğru kullan sonra ahkam kes bakalım. Her ne ise her dobra dobra konuşan adam aynı zamanda biraz da zalim olmaktadır desek olur mu?
“Ne geçti ki eline” eseri  yer aldığı albümde alaturka yapıdan uzaklaşan eserlerdendir. Aynı albümdeki eserlerin birçoğunda bu popa yöneliş veya pop müzik çağrışımını düşündürüş belli olmaktadır. Kır gönlümün zincirini, bulamadık ki, en büyük dert (giriş) ve de ne geçti ki eline. Albümden üç sene sonra gelen dil yarası ve özellikle dil yarası akabindeki beni biraz anlasaydın albümlerindeki bazı eserlerle de alaturka yapıdan uzaklaşmayı hissediyoruz gene. Survivor’ın eye of the tiger diye bir şarkısı vardır. Meşhur Rocky filminin de theme’idir hani. Theme de nedir hocam. Hocam cıngıl da diyorlar. Yav bırak şuna kısaca filmin müziği desene. Peki,  hani Rocky filminin müziği var ya. Survivor’ın söylediği. Eye of the tiger. O şarkının girişinde yer alan bir müzik vardır. Aslen filmin müziğini de büyük ölçüde o giriş bölümü teşkil eder. O girişi bir düşünün. Sonra bir de “farkında mısın” eserinin girişini düşünün. Bir de “yürekten olsun” eserinin girişini, “beni biraz anlasaydın” eserinin girişini, “sen de haklısın” eserinin girişini düşünün. Sonra şunu düşünün. Bu şarkıların girişleri klasik TSM eserlerine mi, halk müziği eserlerine mi, arabesk müzik eserlerine mi, yoksa  eye of the tiger tipi eserlere mi benzemektedir? Benzemez kimse sana, tavrına hayran oooolayım, bakışındaaaaan süzülennn…  Efendim bunlar düpedüz TSM eseridir diyemeyiz. Aynen halk müziğidir diyemeyiz. Aynen poptur diyebilir miyiz? Hayır onu da diyemeyiz. Yav işte o zaman arabesktir deriz. Hayır o hiç olmaz. Ne diyeceğiz? Sen gene herkesin binlerce kez düşündüğü ve cevabını bulduğu(!) soru ve konulara geliyorsun. Nereye gelelim sence hocam? İstersen şunlardan bahsedelim:
Yav, 70’lerin havasını bir türlü yakalayamadık. Nerede dertler benim olsun, batsın bu dünya, duyun beni; nerede yargısız infaz, berhudar ol. Bugünkü besteler dijital oluyor hocam. Çok suni. Her şey akustik olsun. Elektronik bateri yerine davul kullanılsın. Resmi Orhan Gencebay sitesini orhanabi netteki üyelerin seçeceği birisi kursun. Orhan Gencebay kendisi beceremiyor. Neşet Ertaş olsa siteyi daha iyi kurar. Bundan sonra şarkılarını da Neşet Ertaş, Ahmet Özhan bir de Linet okusun. Kendisi seslendirmesin. Zaten 1979’dan sonra Gencebay’ın sesi kısıldı. Resmi Orhan Gencebay sitesi öyle bir kurulsun ki, her soruya anında cevap verilsin. Mesela ben üstadın müzik hakkındaki düşüncelerini sorayım. Bana öyle çok uzun olmayan beş altı maddelik bir açıklama gönderse yeter. Ayrıca güncel konulardaki fikirlerini de öğrenelim. Mesela Fenerbahçe’yi yok etme, pardon şike operasyonu hakkındaki düşünceleri, reyting operasyonu hakkındaki düşünceleri, diriliş bestesini Etrüskler ile anmasının temelinde Ergenekon operasyonlarına duyulan reaksiyon mu var, neden pop şarkıcılarından oluşanlarca bir albümü hazırlanıyor ki, onun yerine Biricik, Belkıs Akkale bir de Ahmet Özhan tarafından okunan eserlerden bir albüm yapsa daha iyi olur hocam. Bıyığını kesip sakal bıraksa mı , ne dersiniz? Sadece nikriz makamında on yedi eser bestelese, akustik divan sazı ile davul dışında hiçbir enstrüman kullanılmasa, arada Kenan Işık şiirler okusa, haaa bir de şarkıları sadece Kibariye okusa ne güzel olur yav! Yaa, Orhan abi sen neden Azize hanımdan ayrıldın ki, Sevim yenge onun kadar güzel değilmiş…
İşte bu konulardan da bahsederek tarihi görevimizi yerine getirmiş olduk. Elimize çok şey geçti böylece. Ama şunu da kayıt ile mübahiyim ki (hocam Atatürk üslubu falan yani ha, vay beee, wow be, yürrrü be); yukarıda zikredilen hususa ilaveten zirde yer alan cümle kelamın ümmi olmayanca dikkatle kale alınması icap edecektir. O da şudur, ol pop musikisi hatırlatış temayülünün, sadece 1983 ve de 1984 senelerinin eserlerinden ibaret olduğu, veyahut 1980’lerde ortaya çıktığı zannına düşmek büyük bir yanılgı ve dahi galatı fahiş olur ki; ol vakit bana öyle bakmadan tut, yorgun gözler isimli esere, ve hatta kabahat seni sevendeden tut sen de bizdensin isimli esere kadar bu gavur müziğe mail olma fiiliyatı izahtan vareste tutulmuş olur. Demek ki hadisenin temeli bin dokuz yüz altmışlara kadar dayanmaktadır. Lakin burada izah edilmeye çalışılan temayülün mucidi olan zatın tevellüdü ve devri sübyandan itibaren dinleme ihtimali mevcut musiki de kaale alındığında ol temel bizim en kıymetli hazinemiz olmakta ve teeeee bin dokuz yüz otuzlara dahi dayanmaktadır.
Teşekkürler NGkE. Bana tüm bunları düşündürttüğün için.
Söz mü kaldı söylenecek?
Yar mi kaldı sevilecek?
Bundan böyle aşkın adı masallarda bilinecek
Kullanıcı avatarı
tarantini8
Akustik Bağlama
Akustik Bağlama
 
Mesajlar: 272
Kayıt: 06 Mar 2009, 17:48
Teşekkür etti: 60
Teşekkür aldi: 175
Uyarılar: (0%)
Level: 15
HP: 9 / 488
9 / 488
MP: 233 / 233
233 / 233
EXP: 272 / 292
272 / 292

5 tarantini8 isimli üyemize teşekkür edenler :
canitez, Ferhan, levon10, mericoz, Sabır Taşı

Re: Gencebay müziği ile sohbet

Yeni mesajgönderen mericoz tarih 15 Ara 2011, 14:47

Kardeş konuyu nereden nereye getirmişsin ama iyi yapmışsın vesselam. Behemehal yazma gereği duydum. ;)
Ben Toprağın Sinesinde İnsan Denilen Bir Canım.
Hem Düşünür Hem Severim Budur Taştan Farklı Yanım.
Her Maddenin Zerresini Bedenimde Taşıyorsam,
Ben Ne Bir Taş, Ne Bir Ağaç, İnsanlığımla İnsanım.

Ağaçların Özgürlüğü Ancak Ağaç Gibi Olur.
Benim Özgürlüğüm İse Düşüncemle Hayat Bulur.
Her Sürünün Bir Çobanı Var, Çobanını Koyun Seçmez.
Ben İnsanım Koyun Değil, Ben Bilirim Koyun Bilmez.


Kullanıcı avatarı
mericoz
Divan Sazı
Divan Sazı
 
Mesajlar: 1286
Kayıt: 29 Eki 2008, 00:45
Teşekkür etti: 385
Teşekkür aldi: 363
Uyarılar: (0%)
Konum: KARTAL/İSTANBUL
Level: 31
HP: 228 / 2536
228 / 2536
MP: 1211 / 1211
1211 / 1211
EXP: 1286 / 1384
1286 / 1384

Re: Gencebay müziği ile sohbet

Yeni mesajgönderen canitez tarih 21 Ara 2011, 02:49

iğnelemer güzel ben kendimede pay piçtim teşekkür ediyorum tarantini8 orhanabi.netin küçük ama içerik bakımndan geniş bir özetini yapmıssınız..sagolun
Kullanıcı avatarı
canitez
Elektro Bağlama
Elektro Bağlama
 
Mesajlar: 423
Kayıt: 19 May 2009, 23:39
Teşekkür etti: 53
Teşekkür aldi: 86
Uyarılar: (0%)
Level: 19
HP: 23 / 798
23 / 798
MP: 381 / 381
381 / 381
EXP: 423 / 466
423 / 466

canitez isimli üyemize teşekkür edenler :
tarantini8

Re: Gencebay müziği ile sohbet

Yeni mesajgönderen tarantini8 tarih 28 Ara 2011, 13:28

NER’DEN BİLECEKSİN?    
NB      
AÇ PARANTEZ bu tarz yazım önemlidir, Jon Bon Jovi’nin bir şarkısı vardı “livin’ on a prayer” diye yazılırdı. Aslında living on a prayer, fakat İngilizce telaffuzda living derken sondaki g harfi belli belirsiz söylendiğinden, informal yazılımlarda ing takısı almış kelimelerin son harfleri yerine üstten kesme işareti kullanılıyor noktalı virgül işte bunun gibi Türkçe’de de bazen konuştuğumuz gibi yazıyoruz. Aslı ne-re-den bileceksin virgül mamafih konuşma dilinde ikinci hecedeki e harfi düşer virgül ne-re-den ner-den olur, buna uygun olarak bu informal yazımı tercih ettik te ne alakası varsa şimdi soru işareti KAPA PARANTEZ
Benimle ilk tanıştığında oldukça etkilendin. O güne kadar böyle bir eser dinlemediğini, bundan sonra da dinleyemeyeceğini düşündün. Eser içinde kullanılan ana enstrümanın sitar olduğunu yıllar sonra anlayacaktın. O meşhur fotoğraftaki enstrümanın adını da uzun yıllar bilmedin. Öyle baktın resme. Bu herhalde Gencebay’ın geliştirdiği bir çeşit bağlama demiştin. Aslında o yıllarda bağlama da demezdin. Saz derdin. Herkes öyle derdi. “Çok iyi saz çalıyor yav” derdi. “Elektro saza bak” la derlerdi.” Bu ses sazdan mı çıkıyor la?” gibi suallerle başlayan müzikolojik tartışmaların içine girilirdi. Şimdi sen beni ilk defa dinlediğinde sanıyorum sene 1981 idi. Ben de 1980 doğumluyum zaten. Sen o zaman on iki, ben bir yaşımda imişim. Hocam on iki yaşında bir çocuğun, böyle eserler dinlemesi doğru mudur? Yani sen şimdi on iki yaşındaki çocuğuna beni dinletir misin? Dinlemiyor ki zaten. O mühim değil. Sen dinletir misin? Özellikle al bunu dinle demem. Öyle desem de dinlemez. Kendisinin keşfetmesi icap ediyor. Sen kendin mi keşfettin yani Tarantini? Hocam, o zaman o kaseti taammüden aldım. Tek suçlu benim. Bana kimse git o kaseti al demedi. İçinde bugüne kadar Gencebay’ın denemediği tarzların öncülük yaptığı değişik çalışmalar var demedi. Biz sadece “yarabbim, çilekeş falan bilirken gittik aldık o kaseti. Tarantini bir itirafta bulun. Sen Gencebay eserlerini kronolojisine uygun dinlemedin. İlk dinlediğin eser sen de bizdensin idi. Yani 1970’lerin başına veya 60’ların sonuna dayanan bir çalışma. Sen o eseri, 33’lük bir plaktan dinledin. 5 yaşında idin. Sonra 1979-80’de yarabbim ve çilekeşi dinledin. Peki aradaki yılların eserleri ne oldu? Mesela “benim dertlerim” albümündeki eserler ile ne zaman tanıştın? Veya hatasız kul olmaz eserini ne zaman keşfettin? Bunları anlatmamın anlamı var mı ki? Yani evet ben ilk defa hatasız kul olmaz eserini tam olarak nerden bileceksin eserinden bir veya iki sene sonra dinlemişimdir. Ne yapalım yani? Hatasız kul olmaz eseri lanse edildiğinde çoluk çocuktuk daha. Kendi kendimize lannnnk diye kaset alacak yaşta değildik. Yedi yaşında da kaset almaya gidemeyiz ki birader. O dönemlerde evdekiler de Gencebay falan dinlemezlerdi. Nasıl oldu ise sen de bizdensinin içinde yer aldığı, o da karma bir lp’yi almışlar işte. Biz de hasbel kader dinleyivermişiz. Beş yaşında iken. Çok sevmişiz eseri. Eser içindeki makam geçişlerini daha o yaşta fark etmişiz. Bam, bap baraaaaa, bam bap bara bara yani. Birisinin kafamın arkasına hafifçe vurduğunu anladım. Döndüm. Baktım. Fis diyecektim. Değil imiş. Ad’miş hocam. Ad de kim yav? Yaa, işte benim yazılarımın tamamını okumadı iseniz böyle kalırsınız. Ben size şimdi Ad’in kim olduğunu hatırlatayım. Kendisi Hint musikisinden oldukça müessir olmuştur. Dağınıktır. Pespayedir. Serseridir. Divanedir. Raj Kapoor’dur. En mühimi avaredir. Anlamalısınız ki, nerden bileceksine çok yakındır. “Saçmalıyorsun” dedi. “Ciddiyetini kaybediyorsun” dedi. “Bu, sana yakışmaz” dedi. Nasıl olalım? “Ciddi” dedi. Nasıl ciddi? “Bayağı ciddi” dedi. Olalım o zaman kardeş haydi bakalım:
Efendim, Orhan Gencebay diskografisine baktığımız vakit, “Aşk değil” eseri ile “Ner’den Bileceksin” eserleri arasında bir yıl olduğunu görmekteyiz. “Aşk değil” eserinin içinde yer aldığı “Yarabbim” albümü 1979 noktalı virgül “Ner’den Bileceksin” eserinin içinde yer aldığı “Aşkı ben yaratmadım” albümü ise 1980 yılında lanse olmuşlardır. Aşk değil eserinde Hint musikisi bilhassa renk sazı olarak kullanılan akordeon ile ve sanki meşhur “Avare” filminin de şarkısı olan “Avare Mu” şarkısına referans yaparcasına kullanılmışken virgül “Ner’den Bileceksin” eserindeki Hint musikisi tesiri kullanılan ana enstrümanın sitar olması sebebi ile çok daha fazla hissedilmektedir. Nitekim bu sebeple icrası zor Gencebay şarkıları başlıklı yazılardan birinde “Ner’den Bileceksin” eseri büyülü sıfatı ile nitelendirilmiştir ki, bunun parapsikoloji veyahut Musallat film serileri ile hiçbir alakası olmayıp virgül tamamen sazın nağmelerinin mistisizminden mütevellit bir teşbih olduğunu ifade etmek lüzumu doğar. Aynı mistisizmi “ben o zaman ölürüm” eserinde de hissedebiliriz, zira orada da ciddi bir Hindu soundu vardır. Bir adım ileri gidip “Küstüm çiçeği” eserinde de bu mistisizmin mevcudiyetini  söylesek yanlış mı olur?

Tekrar arkama baktım, Ad gitmişti. Bu yukarıdaki güya ciddi üslupla kaleme alınmış paragraftan tatmin olmuştu. Demek onu kandırabilmiştim. Fis neredeydi yav? Fis’i kandırmak mümkün müdür? Fis biraz daha uyanık ve bana karşı acımasız. Ad, kendisi feleğin sillesini yemiş zaten. Biz bu şarkıları dinleyip dinleyip sokaklara dökülürdük ya la. Hocam çok Behzat Ç buldum bugün seni. Behzat Ç’de çalınan müziklerin Gencebay müziği ile alakası var mı hocam? Behzat Ç ile falan alakası yok la. Ayıptır söylemesi, ben Ankara’da, Cebeci’de, Dörtyol’da, Abidinpaşa’da, Mamak’ta, Hamamönü’nde yetiştim. Yeri geldi kader kısmet oyunu yaptım sattım, yeri geldi şöyle bağırdım: “buuuz gibi soğuk su içeeeen”. Fenerbahçeliydim, ama bütün Ankara takımlarına sempatim hep vardır ya la. Çinçin’in bebeleri ile bile kavga ettim. Bazen böyle konuşurum la, kime ne?
Bırak bunları, bırak. Sen gayet kibar bir çocuksun. Entelektüel bile olabilirsin. Tahsillisin de galiba. Bundan sonra müziği anlatmaya çalış. Anlattıkların başka şeyler. Evet, bu son sözlerle umarım anladınız ki Fis gelmişti gene. Ben Fis geldiğinde sükuneti tercih etmekteyim.
Söz mü kaldı söylenecek?
Yar mi kaldı sevilecek?
Bundan böyle aşkın adı masallarda bilinecek
Kullanıcı avatarı
tarantini8
Akustik Bağlama
Akustik Bağlama
 
Mesajlar: 272
Kayıt: 06 Mar 2009, 17:48
Teşekkür etti: 60
Teşekkür aldi: 175
Uyarılar: (0%)
Level: 15
HP: 9 / 488
9 / 488
MP: 233 / 233
233 / 233
EXP: 272 / 292
272 / 292

2 tarantini8 isimli üyemize teşekkür edenler :
idam_mahkumu, levon10

Re: Gencebay müziği ile sohbet

Yeni mesajgönderen levon10 tarih 31 Ara 2011, 14:03

Tarantini8 yazılarını okuma klavuzu;

Fis  = Felek ile Sohbet
Bbd = Batsın Bu Dünya
Ad  = Aşk Değil
Fs  = Felekle Sohbet
İg   = İlah Gözlerin
Sng = Sevmek Ne Güzel
Sb  = Sarhoşun Biri
Dy  = Dil Yarası
Bd  = Benim Değil
Ko  = Kaderimin Oyunu
Htk = Hatasız Kul Olmaz
Dbo= Dertler Benim Olsun
NGkE= Ne Geçtiki Eline
Nb = Nerden Bileceksin

Okumak güzeldir. Değerlendirin bence...

Ben büyük bir keyifle okuyorum.
Gencebay dışı yaşamlar anlamasın diye yazılmış sanki...
Teşekkürler Tarntini8 iyiki varsın...



Aklın varacağı yolu bilmek
Hafızayı zâyi edip silmek
Boyna geçen bâtın ilmek
Bizlere akıl ile kâr olur.


O hâl süren kendi
Şimdi bu hâl dedir.

levon10
Kullanıcı avatarı
levon10
Divan Sazı
Divan Sazı
 
Mesajlar: 1722
Kayıt: 09 Nis 2010, 14:47
Teşekkür etti: 757
Teşekkür aldi: 395
Uyarılar: (0%)
Level: 34
HP: 709 / 3226
709 / 3226
MP: 1540 / 1540
1540 / 1540
EXP: 1722 / 1736
1722 / 1736

levon10 isimli üyemize teşekkür edenler :
tarantini8

Re: Gencebay müziği ile sohbet

Yeni mesajgönderen tarantini8 tarih 17 Oca 2012, 12:28

BEDENSİZ AŞK (BA)
Bedensiz aşk ile nasıl tanışabilirsin? Daha lanse olmadı ki. Dedi Fis. Unuttuğun şu bence, bu platformda yazılanlar gerçekler değil benim hayallerim üzerine. Yani hakikatle hiç alakası yok. Onun için bedensiz aşk ile tanıştım işte. O adı taşıyan albüm belki iki sene sonra piyasaya sürülecek olsa da. Bir kere bedensiz aşk demek soyut aşkı ifade eder. Yani ilk defa ortaya konan bir kavram değil. Alim iken cahil eden, Mevlana’yı döndüren, varlığı ile talih değiştiren, bilek gücü Ferhat ile bilinen, yeryüzünde veremi üreten aşkın bir bedeni mi vardı sanıyorsunuz?
Veya sevgilinin hiç duymaması veya bilmemesine, bundan sonra da bilmeyecek olmasına rağmen devam eden aşkın bedeni var mıydı? Bu tarz felsefi  meseleleri bırakalım. Peki. Bedensiz aşk duru aşktır. Duru aşk cinselliğin yaşanmadığı aşktır. Cinselliğin yaşanmadığı aşk platonik aşktır. Mesele bedensiz aşkta değildir. Peki  nerededir? Bunun cevabını herkes bilmeli. İnsanlığın temel meselesi nedir hocam?
İyi ki felsefe yapmayalım dedin ha. Suale bak şimdi. Bu suale felsefe yapmadan nasıl cevap vereceksin?
Bazı sorular vardır/cevabını tek cümle ile veremezsin,
Bazı sorular vardır/ bana ne ki ben anlayamam diyemezsin,
Bazı sorular vardır/ cevabını ancak Cenab-ı Allah bilir
İnsanoğlu anlamaz/ bilmese bile her soruya cevap verir
Nedir bu? Saçma sapan bir şiir bu yav. Bunu herkes yazar. Ölçülü mü yazdın? Hece vezni mi? Bir hece veznine uydurdun diye takdir mi bekleyeceksin? Gündoğdu Gazi Duran diyor ki, şimdiki bestecilerin edebiyatla alakaları yok. Edebiyat bilmeden söz yazıyorlar. Saçmalıyorlar. Halbuki ben aruz ile de yazdığım şiirlere beste yaptım. Öyle mi? Bir bakalım.
Gözleri aşka gülen taze söğüt dalısın
Gel bana her gece sen gönlüme doğmalısın
Tatlı gülüş pek yaraşır, gözleri ömre bedel
Ah ne güzel ne güzel seni sevmek
Hocam bu hece veznine uymadı. Aruza uydu mu? Failatün, failatün, failatün, failün. Uydu mu? Uydu ya la! Nah uydu. Şuna? Mefailün mefailün mefailün fa’lün. Oldu mu?
Bu iş biraz derin. Boşverelim de bedensiz aşklara dönelim. Bedensiz aşk, gözlerini bana dikti ve baktı. Bedensiz ise, nasıl gözleri oluyor? Bedensiz olanın kafası da olmaz. Kafası olmayanın gözleri de olmaz. Ama biz burada soyut durumlardan bahsederek;  teşhis, intak ve de mecaz sanatlarını kullanarak kısa notlar yazmaktayız. Onun için her ne kadar bedensiz aşktan bahsetsek te, onu müşahhas hale getirince ve dahi konuşturunca mecazi manada bir bedeni olmak durumunda. Biz de bu paradoksu görmezden gelerek yazmaya devam ederken tecavül’i arif sanatına mı refere yapmaktayız? Aynı cümlede hem tecavül’i arif, hem refere diyebilen kaç kişi kaldı dünyada? Bir tek senin gibi mal kaldı diye bağırarak cevap veren kim bilin? Tabii ki Fis. Bu durumu, bu sitede Fis dışında da eleştiren olmuştu. Dikkatli okuyanlardandı.
Bugün biraz karışık yazıyorsun hocam. Anlamak güçleşiyor. Aslında bu yazıyı üç gündür yazmaya çalışıyorsun. Tutturamadın bir türlü. Sadede gelmeliyim artık. Bedensiz aşk Gencebay’da bir tane olmaz. Aşkı anlatan eserlerin nerede ise tamamı bedensiz aşka ilişkindir. Tüm dünyadaki romantizm anlayışında bedensiz aşklar her zaman önce gelir. Kimi aşk hikayelerinde, sevgililer arasında yakınlaşmayı gösteren, hatta detaylandıran bölümler olsa bile; işin esprisi, bu yakınlaşmaların olmadığı veya olamadığı bölümlerle alakalıdır. Romantizmi doğuran kavuşamamak, ayrı düşmek, ayrı olmak veya kavuşma ümidini yaşamaktır. Bu duygular demetinde, sevgililer beraber parkta gezmiş, yemek yemiş, yatağa girmiş hepsi işin sadece çeşnisidir. Aşkı doğuran ümit, ayrılık ve özlemdir. Ümit ayrılık ve özlem de temelde bedensizdir. Yani daha ileri gidelim. Bedenli aşk tam değildir. Onu herkes bir şekilde yaşayabilir. Fakat bedensiz aşk başka bir şeydir. Bu eserde nikriz makamı ağırlıklıdır. Anadolu bağlama çalış tarzına göndermeler vardır. Alevi kültürü hatırlatılmaktadır. Acaba Neşet Ertaş’ın da bu eserden heyecanlanması bundan mıdır? Bana çok mu görüyorsun eserinden heyecanlanmış mıydı? Görüyoruz ki, eğer bedensiz aşk tarzı Gencebay’ın yeni albümüne hakim olacaksa; burada gelenekçi bir vurgu yapılmış olacaktır. İster istemez müzikal manada konservatif bir tutumun ortaya konması söz konusu olacaktır. Sen ne demiştin Tarantini? Özetle şunu demiştin: Arif Sağ konservatiftir Ali Ekber Çiçek konservatiftir Neşet Ertaş Konservatiftir Orhan Gencebay. Şimdi burada matematik bir formül tesis edelim. Konservatif olma durumunu > işareti ile gösterir isek formül şudur.
Arif Sağ>Ali Ekber Çiçek>Neşet Ertaş>Orhan Gencebay
Demek ki  neymiiiiş? Bu denklemde en az korumacı Gencebay İmiş. Yani en denemeci, yeni tarzcı, serbest, yenilikçi kimmiş? Tabii ki Gencebay. Peki denklemdeki diğer isimler, ki birisi rahmetli oldu, Gencebay’ın böyle bir denklemin sonunda yer almasını nasıl karşılamışlardır? Bu konuyu anlatan en az üç yüz kelimelik bir kompozisyon yazınız. En geç yarın akşama kadar orhanabi.net sitesine gönderiniz. Bu sizin dönem ödeviniz olacak. Mümessil! Anlaşıldı mı?
Hepsi çok takdir etmişlerdir gibi bir cevaba sen inanmazsın Tarantini. Bunun cevabı müzik ideolojisi ile ilgili olduğu kadar, karakteristikle de bağlantılı. Şimdi Neşet Ertaş, bedensiz aşk bestesini biraz duyunca hareketlendi. Kendi müzik ideolojisine yakın buldu çünkü beste ve tarzı. Ukalalık yapıp bir daha anlatayım. 2000 veya 2001 senesi idi. Siirt’te Ali Ekber Çiçek’le aynı mecliste oturup meşk etme şansını yaşadım. Kendisine Neşet  Ertaş’ı sordum. “Neşet, bağlamayı sosyeteye sevdirdi” demişti. Bunu övgü için söyler gibi yaparken, yakaladığım bıyık altı tebessümünden anladığım, aslında tasvip etme değildi. Bu sebeple de, ya Gencebay? Diye soramadım. Gencebay’ı bedensiz aşkı veya nikriz rüyasını çalarken görse takdir edeceği veya hoşlanacağı aşikar da; ya karar verdim, sen de haklısın, farkında mısın için ne der(ler)di?
Fis dedi ki. Gene kendi saçmalıklarını, derin tahliller gibi yazmayı başardın. İtiraf ediyorum bu konuda başarılısın. Hangi konuda? Zırvaları maharetle sunup kendini önemsetebilme konusunda.
“Yok o kadar da yapma. Haksızlık olur bu” demeyi isterdim. Sadece düşündüm. Fakat o zaten düşüncelerimi de okuyordu ya la… Hocam bu Behzat Ç ne diye ikide bir bizim laflara dalıyor? Tamam hocam onu uzaklaştıralım. Sorun asla bedensiz aşkta değil. Nerede peki? Veyahut ner üstten kesme de peki?
Aşksız bedenlerde…
Söz mü kaldı söylenecek?
Yar mi kaldı sevilecek?
Bundan böyle aşkın adı masallarda bilinecek
Kullanıcı avatarı
tarantini8
Akustik Bağlama
Akustik Bağlama
 
Mesajlar: 272
Kayıt: 06 Mar 2009, 17:48
Teşekkür etti: 60
Teşekkür aldi: 175
Uyarılar: (0%)
Level: 15
HP: 9 / 488
9 / 488
MP: 233 / 233
233 / 233
EXP: 272 / 292
272 / 292

ÖncekiSonraki


İlginizi Çekecek Diğer Başlıklar


Dön Orhan Gencebay Müziği

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 6 misafir