Duygusal Sürrealizm:
‘’Gülde sussun bu sessizlik!’’
İnsanlık yeryüzünde kaç bin yıldır yaşıyor bilen var mı?Sürrealist bir soru gibi mi geldi?Peki bu yer yüzünde kaç bin yıldır kan dökülüyor onu biliyor musunuz?Yada nedenini hiç düşündünüz mü?İnsanlar neyin peşinde mi?Barış desem güldürme beni diyeceksiniz.İnsanlar gücün peşinde.Bunun için dinleri,bilimi,edebiyatı,müziği,uyuşturucuyu,savaşları,ihaneti kullanıyor.Bir duygu çeşidi olan ‘’Güç’ için.
İnsan oğlu varolduğundan bu yana bu yana dünyayı her zaman duygular yönetmiştir.Şöyle de bir fıkra hatırlıyorum bileniniz vardır:Allah Adem Babamızla Hava Anamızı yarattıktan ve bütün organları taktıktan sonra elinde kalan iki organa bakarak hangisini istersiniz demiş.Biri ayakta işemeye yarıyor biri deee… demeden Adem Babamız atılmış ‘’Ben isterim Allahım nolur onu bana ver nolur’’ diye yalvarmış.Hava annemizde pek ses çıkarmayınca Adem Babamız ayakta işeme hakkını kazanmış
Bu açıştan sonra gelelim konumuza.Müzik yapmak dünyanın en zor işlerindendir.Belirli bir düzeyde zeka istediği,müzik yapan sanatkarın zeka katsayısı arttıkça müziğin kalitesininde arttığını söylersek yanılmış olmayız.
Bir adam düşünün ki yeteneği,yapacağı katkılar,getireceği yepyeni bakış açısı ortada iken müzik adına,özü korumak maskesi adına,kalıp ve şekil adına,birilerinin keyfi adına yok sayılıyor.Ama ‘Yağız at şahlandı mı durak dinlemez’ misali yönü müzikten hiç ayrılmıyor ama bu kez deniz daha büyümüş okyanus olmuş.
Bağlamasına hakimiyeti ellerine hakimiyetiyle eşdeğer.Elleri gibi kullanıyor.Hani futbolda iyi solaklara derler ya sol ayağıyla konserve kutusu açabilir.O derece yani.Bağlamasıyla konserve kutusu açmaya kalkıştığını hiç duymadıysakta,gönülleri hiç zorlanmadan açabilecek,her tezene vuruşunda yürekleri dağlayacak,en basitinden, en karmaşık nota dizinlerine kadar her bir sese neredeyse kabul edilemez yoğunlukta duygusal sağanaklar ekleyecek,güftenin anlattığı neyse, müzik onu anlatacak,hatta güfteninde sayısız çoğunlukla önüne geçecek eserler üretmede de hiç zorlanmayacak gerçekten sürrealist denemelerin piri olacak bir insandır.Sanki bağlamasını değil,kalbinde ki tertemiz duyguları çalmaktadır.’’Kalpten kalbe bir yol var ki senden gelir sana gider’’ onun bağlama hakimiyetinin güfteleşmiş hali değil mi sizce de?
Ya güfteleri…Bu yazıyı kaleme almak için içimde bu isteği ne çağrıştırmış olabilir sizce?Sayısız şaheserinden en seçkinlerinden biri yerine neden ‘’Ne Oldu Gülümü’’seçtim.Bende yazımın başlığını çağrıştıran eserdir de o yüzden. ‘’Gülde sussun bu sessizlik’’ bu benzersiz girizgah zihnimde hayal edilmesi o kadar zor bir imaj oluşturur ki her dinlediğimde gerçek olamayacak kadar kuvvetlidir.Gerçeğin üstüne çıkar ve kelimelerle izah edebileceğim bir düzeyin üstündedir.Bu beni içten kuşatan, duygusal bir sürrealizm haline dönüşür.Gencebay müziğinde yakalamaya çalıştığım edebi sanatlar ve akımlar arasında en ön plana çıkan bu gerçeküstücülük 'imkansız böyle birşey ya' hissidir.Sayısız eserinde sayısız kereler bu hisse kapıldım.Müthiş duygusal tatminler yaşadım.
Yazımı daha da uzatabilirim ama yazının amacı anlaşılmıştır ümidiyle fazla uzatmayı uygun görmüyorum.Ayrıca bir edebiyatçı da değilim.İşin uzmanı kadar bilemeyeceğim kesindir.Şu an dönüp bir kere daha odaklanıp ,bir kere daha dinleyeceğim.
Şimdi ‘’susun da gülsün bu sessizlik.’’


(0%)


News