TÜRK MÜZİĞİ İLE BATI MÜZİĞİNİN SES SİSTEMLERİNİN “İNFORMATİF

Müzik Üzerine Özgün Bilgi Paylaşımları, Fikir Alış-Verişleri ve Tartışmalar...
Forum kuralları
Dikkat:
-Bu bölüm; müzik üzerine özgün içerikli bilgi paylaşımları, fikir alış-verişleri ve tartışmaların yapılabilmesi amacıyla açılmıştır.
-Bu bölüm müzisyen tanıtım forumu veya fan klübü değildir; video veya mp3 paylaşarak müzisyenleri tanıtmak amacıyla açılmamıştır.
-Hali hazırda internette başka sitelerde rahatlıkla bulunan bilgileri kopyala/yapıştır usulü paylaşmak yasaktır; bu bilgilere sadece LİNK veriniz.

TÜRK MÜZİĞİ İLE BATI MÜZİĞİNİN SES SİSTEMLERİNİN “İNFORMATİF

Yeni mesajgönderen mericoz tarih 08 Tem 2010, 08:58


TÜRK MÜZİĞİ İLE BATI MÜZİĞİNİN SES SİSTEMLERİNİN “İNFORMATİF DEĞER” BAKIMINDAN KARŞILAŞTIRILMASI

(*) Bu bildiri, Merhum Prof.Dr. Ayhan Songar tarafından, 14-18 Haziran 1988’de T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca Ankara’da düzenlenen 1. Müzik Kongresi’nin 15 Haziran 1988 tarihli 3. Oturum’unda sunulmuştur.

Efendim, benim takdim edeceğim bildiri, daha ziyâde meselenin bir psikolojik yönden değerlendirilmesi ve araştırmadır.

Mûsıkî, her devirde toplumda mevcut olan insânî bir hâdisedir. Nitekim, mûsıkînin sâdece insanlar tarafından keşfedilmesine değil, insanların mûsıkîyle münâsebetlerini keşfetmelerine de bunun bağlı olduğu yapılan araştırmalarla gösterilmiştir.

İnsanı diğer canlılardan ayıran beyin yapısı, ona konuşma, haberleşme ve soyut düşünce imkânını verdiği gibi, mûsıkî tarzında, sözle alâkalı olmayan ifâde yolunu da açmış bulunmaktadır. Bunun bir sonucu olarak artistik, yaratıcılık ve değerlendirme insanlar için mümkündür. Araştırmalar göstermiştir ki, gündelik hayâtın alelâde sesleriyle “mûsıkî” dediğimiz düzenli seslere insanoğlunun verdiği cevaplar çocukluktan, hayâtın ilk çağlarından îtibâren farklılıklar göstermektedir. Bir bebeğin ritmik bir sesle ve ninniyle uyuması gibi her ne kadar müzikle kültür birbirine çok bağlı şeylerse de, sesi ne kadar yabancı olursa olsun, bir insanın yabancı kültürlerin müziğini de tanıyıp, beğendiğini görüyoruz. Bu da, müziğin insanî bir hâdise olduğu ve kültürleri aştığını gösteren en büyük delillerden biridir. İnsan beyni, belli ton ve frekanstaki seslerin bir zaman bölümü içinde düzenli bir şekilde tekrarlanması hâlinde, bunları rasgele yükselip alçalan diğer seslerden, diğer bir deyimle, gürültüden daha kolaylıkla ayırt edebilmektedir.

Müziğin nasıl keşfedildiği, nasıl bulunduğu hakkında çeşitli teoriler var. Yazımda tek tek sıralıyorum; fakat burada huzûrunuzu işgâl etmek istemem. Yalnız psikiyatri ve psikoloji açısından en geçerli görüşün haberleşme, komünikasyon teorisi olduğunu belirtmek isterim.

Bu teori, insanların haberleşebilmek, birbirlerine duygu ve düşüncelerini aktarabilmek için bir takım melodik sesleri kullanma zarûretini bulmalarına dayanır. İnsanların tabiat üstü güçlerle haberleşebilmek için mûsıkîyi kullandıkları; yâni ilk defâ dînî mûsıkînin keşfedildiği de bu açıdan ileri sürülmüştür.

Uzun bir gelişme devresi içinde kültür dili, sesli ve sessiz harfleri daha spesifik ve belirli bir düzen içinde kullanılır hâle gelir. Bu düzenin daha belirgin durum alması ve konuşmanın melodik vasıf kazanması mûsıkîyi meydana getirir. Haberleşme hâdisesindeki bu farklılaşma “Netir” isimli bir araştırmacıya göre üç safhadan meydana gelmektedir. Özetle söylüyorum: Birisi farklılaşmamış haberleşme, gürültüyle haberleşme. İkincisi, mûsıkî ve konuşma arasındaki farklılaşmanın görülmesi. Üçüncüsü, çeşitli müzik türleri arasındaki farkların keşfedilmesi hâdisesi.

Orijini ne olursa olsun mûsıkî – demin de söylediğim gibi insana has, insânî bir davranıştır ve kültürel bir temele istinat eder. Kültürleşme, akültrasyon, çeşitli toplumlarda o toplumun devâmını sağlayan birtakım temel müesseseleri oluşturmuştur. Müzik, bunların arasında – yine üzerinde son derece ehemmiyetle durmak lâzım – kültürleri aşabilen nâdir örneklerden biridir. O bakımdan, ben bu arada bir cümleyle söyleyeyim.

Türk Mûsıkîsi – Batı Mûsıkîsi, çok sesli – tek sesli kavgasına her zaman karşı olmuşumdur. Müzik, kültürleri aşabilen insanlığın malıdır. Bu bakımdan, bir milletin, başka bir milletin müziğini öğrenmesi, taklit etmesi, icrâ etmesi ve ondan birtakım şeyler yaratmasına mâni hiçbir şey yoktur. Müzik türleri toplumdan topluma değiştiği hâlde, temel olarak müzik, insanlığın ortak malı olarak varlığını koruyabilmiştir.

Şurasını da ayrıca üzerinde önemle durmaya değer bir husus olarak belirtmek isterim: Konuşma ve müzik, beyinde özel merkezlerde temsil edilen birer biyolojik ve psikolojik melekedir. Dolayısiyle insan doğarken melekesiyle berâber gelir. Nitekim, benim çok değerli bir arkadaşım vardı, merhum büyük bir edebiyatçıydı. Bir gün bana kulağıma fısıldadı: “Ben, araba gürültüsüyle müziği birbirinden ayıramam.” Bir hastalık, doğuştan beynindeki bir noksanlıktır. Bâzı insanın daha müziğe yatkın olması, “kulağı var” dediğimiz insanlarda bu melekelerinin, beyninin o bölgesinin daha iyi gelişmesine bağlı bir yaratılışa sâhiptirler. Nitekim, klinikte gördüğümüz “Amüzi” dediğimiz hastalıkda, beyindeki müzikle ilgili merkezin tahribi sonunda müzik melekesinin  ortadan kalktığını görüyoruz. Bu sûretle de, ritmik ve melodik sesleri ayıramaz hâle geliyor hasta; nasıl afazide sesi duyup, konuşmayı, kelimeleri tefrik edemediği; agrafide sesi duyup, konuşmayı, kelimeleri tefrik edemediği; agrafide şekilleri görüp, yazıyı okuyamaması gibi.

Türk Mûsıkîsi – Batı Mûsıkîsi karşılaştırması veya bir mukâyese yapmak istemiyorum, yalnız şunu söylemek istiyorum. Mûsıkî, bir haberleşme vâsıtası, bir enformasyon aracıdır. Enformasyon, onu teşkil eden cümlelerden ve o cümlelerin tertip edildiği harflerden, işâretlerden meydana gelir. Bu harfler, işâretler daha genel bir deyimle alfabe, yazılı, sesli, ışıklı veya başka türden olabilir. Meselâ, bir zilin düğmesine basıp, çalmamız bir mesajdır. Kapının çalınmasını bekleyen kişi için, bu mesaj bir psikolojik enformasyon değeri kazanır. Meselâ, kapının çalınmasında, sevgilisinin içeri girmesini bekleyen âşıkla, kendisini alıp götürecek polisi bekleyen âşık için, aynı zil sesinin meydana getirdiği psikolojik reaksiyon birbirinden son derece farklı durumlardır.

Mesajın alfabesi, çok değişik işâretlerden kurulabilir; Çin yazısındaki ideogramlardan, bizim kullandığımız Latin Alfabesinin harflerine, dilsizin parmak işâretlerine veya mûsıkîdeki notaya gibi. O hâlde mesaj, ölçülebilir bir matematik büyüklüktür. Demek ki, mûsıkî mesajı da, ölçülebilir bir matematik büyüklüktür. Bir alfabe içinde meselâ, “A” kadar bir işâret bulunsa ve biz bunlardan “L” tânesini tekrarlamak sûretiyle bir mesaj teşkil etsek, o hâlde meydana getireceğimiz, bu işâretlerle meydana getireceğimiz mesajın sayısı “A” üzeri “EL” yâni işâret sayısının, bunların tekrarlanması kadar katı nispetinde olur. Böylece elde iki işâretli bir alfabemiz olsa, bunlardan sâdece birisini kullansak, iki üzeri bir; yâni birbirinden iki ayrı mesaj getirebiliriz, bir ışığın yanıp sönmesi gibi. Buna mukâbil iki işâret kullansak, iki defâ kullanabilsek dört, üç defa kullanabilsek dokuz şeklinde geometrik dizi hâlinde artacaktır. İşâret sayısı veya işâretin mesajda kullanılması tekrârı adetiyle.

Yukarıdaki açıklamadan anlaşılacağı gibi, bir eformasyonun mesaj sayısını informatik değerini artırabilmek için iki yol vardır, ya işâretleri artırmak, ya o işâretlerin tekrârını artırmaktır.

İşte Türk Mûsıkîsi, birbirine eşit olmayan 24 aralık üzerine dizilmiş skalasıyla teksesli müziği bu şekilde meydana getirmiştir; yâni bir mûsıkî cümlesi içerisindeki birbirinden farklı işâretleri artırmıştır. Buna mukâbil Batı Mûsıkîsi, bir mûsıkî içerindeki işâretlerin tekrârını artırmıştır; yâni o işâretleri çeşitli enstrümanlarla tekrarlamak sûretiyle bir melodik zenginliği ve bir ifâde gücünü elde etmiştir. İkisinin arasındaki temel fark budur. Bu temel farkı, birinin güzelliği, öbürünün kötülüğü şeklinde getirip, bir kavgaya dönüştürmenin son derece zararlı ve kötü olduğu kanaatindeyim.

Meseleyi uzatmamak için kısaca bir misâlle hâdiseyi vermek istiyorum. Batı Mûsıkîsi, Çok Sesli Batı Mûsıkîsi bir heykele benzer, dar bir taban üzerine üst üste seslerin yüklenmesiyle meydana getirilmiş üç boyutlu bir heykele benzer. Buna karşılık Türk Mûsıkîsi, tek satıh üzerine, çeşitli renkli mozaiklerle yayılmış bir mozaiğe benzer. Mozaik de, resim de güzeldir, heykel de güzeldir. İkisi de kendi içinde güzeldir. Ama bu ikisini birbiriyle bu şekilde bir mukâyeseye sokmanın ben, - elmayla armudu toplamaya uğraşmak gibi – bir abesle iştigâl olduğu kanaatindeyim.

Daha ayrıntılı metni Dîvâna takdim edeceğim. Okuyup, ilginize mazhar olursa çok müteşekkir olacağım.

Şimdi müsaadenizle bildirimi sunacağım;

Mûsıkî, her devirde ve her toplumda mevcut olan insânî bir hâdisedir. Gaskon isimli müellif bunun, mûsıkînin sâdece insanlar tarafından keşfedilmesine bağlı değil, insanların mûsıkî ile münâsebetlerini keşfetmelerinin de bir netîcesi olduğunu ileri sürmüştür. İnsanı diğer canlılardan ayıran beyin yapısı, ona, konuşma, haberleşme ve mücerred düşünce imkânını verdiği gibi, mûsıkî tarzında, sözle alâkalı olmayan ifâde yolunu da açmış bulunmaktadır. Bunun bir sonucu olan “artistik yaratıcılık ve değerlendirme” de ancak insanlar için mümkündür. Araştırmalar göstermiştir ki, gündelik hayâtın alelâde sesleri ile mûsıkî dediğimiz, düzenli seslere insanoğlunun verdiği cevaplar, çocukluktan, hayâtın ilk çağlarından îtibâren farklılıklar göstermektedir. Her ne kadar, müzik ile kültür birbirine çok bağlı şeyler ise de, sesi ne kadar yabancı olursa olsun, bir insanın yabancı kültürlerin müziğini de tanıyıp beğendiğini görüyoruz. İnsan beyni, belli ton ve frekanstaki seslerin bir zaman bölümü içinde düzenli bir şekilde tekrarlanması hâlinde onları rastgele yükselip alçalan diğer seslerden daha kolaylıkla ayırdedebilmektedir.

Mûsıkî, bir çeşit “insan davranışı” olduğuna göre, insanın sesleri müzik şeklinde kullanmaya nasıl başladığı, yâni mûsıkîyi nasl keşfettiği suâline de cevap aramak gerekir. Darwinciler, tekâmül teorisinin metodolojisi ile meseleyi ele alıp, mûsıkîyi hayvanlardaki cinsî kaynaklı seslerle irtibatlandırmaktadırlar. Bu görüş, derhâl reddedilmesini sağlıyacak kuvvetli aleyhte delilleri de berâberinde  getirmektedir. Meselâ kuşlar çiftleşme zamânı dışında da ötmektedirler. Buna karşılık maymunlar, çiftleşme devresinde dahi mûsıkî ile alâkası olmayan sesler çıkarırlar. Bir başka görüş, dansın, ritmik hareketlerin mûsıkîden daha önce mevcut olduğunu ve ritim duygusunun seslere intikâli ile, mûsıkînin meydana geldiğini ileri sürer. Bu görüşe göre, insan, zamanla hareket ve sesler arasındaki bağlantıyı bulmuş ve mûsıkîyi keşfetmiştir.

İptidâî kavimlerde çeşitli gündelik faaliyetlere mûsıkînin eşlik etmesi ve bu faaliyetlerin müzikle taklidi, bâzı araştırıcılara “çalışma teorisi” fikrini ilham etmiştir. Taklit teorisi, insanın, kuşların ötüşünü taklit ile müziği bulduğunu kabûl eder. Bu da, iptidâî kavimlerde kuş seslerinin taklit edilmesine karşılık müziğin bulunmaması ile reddedilmektedir. İfâde teorisi, müziğin heyecanlı bir konuşma olduğu, heyecanların ifâdesi mâhiyetini taşıdığı noktasından hareket eder. Melodik konuşma teorisi, insanın konuşmasındaki ton farklarının, entonasyonun mubalağa edilmesiyle mûsıkînin meydana geldiğini söyler.

Psikiatri ve psikoloji açısından en geçerli görüş, “Haberleşme komünikasyon teorisi”dir. Bu teori, insanların haberleşebilmek, birbirlerine duygu ve düşüncelerini anlatabilmek için bir takım melodik sesleri kullanma zarûretini bulmalarına dayanır. İnsanların tabiat üstü güçlerle haberleşebilmek için, mûsıkîyi kullandıkları, yâni ilk defâ dînî mûsıkînin bulunduğu da bu teoriden kaynaklanan bir görüştür. Uzun bir gelişme devresi içinde kültür dili, sesli ve sessiz harfleri daha spesifik ve belirli bir düzen içinde kullanır hâle gelir. Bu düzenin daha da belirgin durum alması ve konuşmanın melodik vasıf kazanması mûsıkîyi meydana getirir. Haberleşme hâdisesindeki bu farklılaşma, Nettle isimli araştırıcıya göre, üst safhada meydana gelmektedir:

1-     Farklılaşmamış haberleşme,

2-     Mûsıkî ve konuşma arasındaki farklılaşmanın görülmesi,

3-     Çeşitli mûsıkî türleri arasındaki farklılaşmanın ortaya çıkması.

Menşei ne olursa olsun mûsıkî, insana has, insânî bir davranıştır ve kültürel bir temele istinâd eder. Kültürleşme, çeşitli toplumlarda o toplumun devâmını sağlıyan bir takım temel müesseseleri oluşturmuştur. Mûsıkî, bunların arasında kültürleri aşabilen nâdir örneklerden biridir. Müzik türleri toplumdan topluma değiştiği hâlde, temel olarak mûsıkî, insanlığın ortak malı olarak varlığını koruyabilmiştir. Şurası da ayrıca üzerinde önemle durulmaya değer bir husustur; konuşma ve mûsıkî, beyinde özel merkezlerde temsil edilen birer “biyolojik ve psikolojik meleke”dir. Bu merkezlerden birinin tahribi ile konuşmanın kaybolması (afazi) ve diğerlerinin tahribi ile de mûsıkî kâbiliyetinin kaybolması, sesleri ayırdedebilme yeteneğinin ortadan kalkması, yâni “amüzi” denen hastalık meydana gelir. Demek oluyor ki, mûsıkî, konuşma gibi, yaratılıştan mevcut olan, biyolojik bir vetîre’dir.

Mûsıkî, dil kadar, belki ondan da fazla olmak üzere millî kültürün temel müesseselerinden biridir. Nasıl muhtelif milletlerin, muhtelif kavimlerin farklı dilleri varsa, aynı şekilde farklı mûsıkî sistemleri de vardır. Bu bakımdan san’at ve zevk “evrensel” olabilir ama bir “evrensel mûsıkî”den bahsetmek mümkün değildir.

Türk mûsıkîsinin dünya müzik türleri arasında önemli bir yeri vardır. Türk’ün yazılı, mevsuk târihî 2500 yıl öncesine kadar uzanır. Bu engin târih içinde hiçbir zaman devletsiz kalmamış olan Türk insanı bütün gündelik faaliyetlerinde mûsıkî ile berâber olmuştur. Hun Türkleri’nde askerleri teşci etmek için bir takım vuruşlu enstürmanların mevcûdiyeti bilinmektedir. Böylece mûsıkîmizin târihî Milat’tan önceki çağlara kadar uzanır. Göktürkler’de düzenli askerî bandoya benzer mûsıkî takımları vardı. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu, Osman Gâzi’ye Selçuklu Sultânı’nın gönderdiği davul, tuğ, ve âlem ile tebliğ edilmiştir. Fâtih Sultan Mehmed devrine kadar her gün belli saatte mehter takımı hükümdârın huzûrunda nevbet vurur ve hükümdâr bunu ayakta dinlerdi. Dînî mûsıkîmiz Orta Asya Türkleri’nin Baksı âyinlerinin izlerini taşır. Şaman denen hekim-râhiplerin mûsıkî ile bir çeşit trans hâli temin ederek hasta tedâvi ettikleri, böylece belki insanlık târihinde ilk defa mûsıkî ile tedâvi uygulamasının gerçekleştirildiği bilinmektedir. İşte “kopuz”un sapında perdelenerek Anadolu’ya intikâl eden ve ifâde tarzları bakımından “Klâsik Türk Mûsıkîsi” ve “Türk Halk Mûsıkîsi” şeklinde iki kol hâlinde gelişen mûsıkîmiz, Batı’nın, Avrupa’nın mûsıkîsinden gerek teknik ve gerekse öz bakımından önemli farklar gösterir. Mûsıkî, bir haberleşme vâsıtası, bir informasyon aracıdır. İnformasyon ise, onu teşkil eden cümlelerden ve o cümlelerin tertik edildiği harflerden, işâretlerden meydana gelir. Bu harfler, işâretler ve daha genel bir deyimle alfabe, sesli, yazılı, ışıklı veya başka bir türden olabilir. Meselâ, bir zilin düğmesine basıp çalmamız bir mesajdır. Kapının kapının çalınmasını bekleyen kişi için bu mesaj, psikolojik bir informasyon değeri taşır. Kapının çalınmasını bekliyen kişi için ise bu mesaj, psikolojik bir informasyon değeri taşır. Kapının çalınması hâlinde sevgilisinin içeri girmesini bekliyen âşık ile kendisini yakalıyacak polisleri bekliyen suçlu arasında, aynı mesajın psikolojik değerleri ne kadar farklıdır.

Mesajın alfabesi çok değişik işâretlerden kurulu olabilir: Çin yazısındaki şekilleri, bizim kullandığımız Latin alfabesinin harfleri, dilsizlerin parmak işâreti veya mûsıkî notaları gibi. İnformasyon ve onu meydana getiren ‘mesaj’, ‘ölçülebilir bir matematik büyüklük’tür.  Meselâ, bir alfabe içinde (a) kadar işâret bulunsa ve biz bunlardan (L) tânesini tekrarlamak sûretiyle mesaj teşkil etsek N=aL kadar birbirinden farklı mesaj teşkil edebiliriz. Elde iki işâretli bir alfabemiz olsa ve biz bunun sâdece bir tânesini mesajımızda kullansak, N=21, yâni sâdece iki mesaj teşkil edebiliriz. Hâlbuki mesajımızda iki işâretin ikisini de kullansak 22, yani dört, 3 işâret kullansak bu sefer de 23 yâni dört mesaj vermemiz mümkün olur.

Yukarıdaki açıklamamızdan anlaşılacağı gibi, bir informasyonun mesaj sayısını, informatif değerini arttırabilmek için iki yol, iki imkân vardır:

1-     Mesajı teşkil eden alfabenin işâretlerini arttırmak.

2-     Bir işâretin mesaj içindeki tekerrürünü çoğaltmak.

Şimdi bu sibernetik metodoloji ile Batı mûsıkîsi ve Türk mûsıkîsini, temel yapı bakımından karşılaştırırsak şöyle bir sonuç elde ediyoruz: Batı mûsıkîsi veya daha doğru bir deyimle Avrupa mûsıkîsi, eşit aralıklı, tamperamanlı denen sisteme göre kurulmuştur. Burada bir oktav, oniki eşit aralığa bölünür. Sekiz temel ses, oktavı teşkil ederken, diyez ve bemol tarzında ifâde ettiğimiz yarım sesler de ârızları meydana getirir. Temel sesler arasında 9 komalık aralık bulunduğu için yarım sesler veya ârızalar da 4 ½   komalık aralıklarla yerleşir. Ancak Mi-Fa ve Si-Do aralıklarında sâdece 4 ½ koma bulunduğundan burada yarım ses, yâni ârıza söz konusu değildir. Görülüyor ki, bir oktavlık bir dizi böylece birbirinden farklı 12 ses, yâni 12 işâret ihtivâ etmektedir. informasyon teorisi dili ile söylemek istersek, Batı mûsıkîsinin alfabesi 12 harflidir diyebiliriz.

Türk mûsıkîsinin işâret sistemi tamâmen farklı esaslara göre kurulmuştur. Ana oktav dizinin Batı mûsıkîsi gibi 54 koma’lık değil 53 koma’lık bir skala üzerine dağılmıştır. Bu 53 komalık mesâfe ise eşit olmayan 24 parçaya bölünmüş olup bu küçük aralıklar birer ârıza değil, birer müstakil perde hüviyetini kazanmıştır. Kaldı ki, aslında ses adedi 24’den çok daha da fazladır. En basit bir örnek olarak Rast makâmındaki Segâh sesi ile Uşşak makâmındaki Segâh sesinin farkına işâret etmek isterim.

Yukarıda sözünü ettiğimiz sibernetik formül içinde meseleyi ele alırsak, bir informasyonun değerinin onu teşkil eden işâretler bakımından geometrik dizi hâlinde arttığını görürüz. Bu sûretle, bir mûsıkî cümlesi içinde ya işâretlerin çeşidini arttırmak veya onların tekrârını çoğaltmak sûretiyle informasyon değerini de arttırılmasına imkân bulunmaktadır.

Türk mûsıkîsinde temel işâretlerin, yâni perdelerin ve seslerin esâsen fazla olması, tek seslilik içinde “çok renklilik” sağlanmasını mümkün kılmış ve böylece “tek sesli ama çok makamlı Türk mûsıkîsi” (modal müzik) ortaya çıkmıştır. Batı veya Avrupa mûsıkîsinde ise mesele, az sayıdaki işâretin bir mûsıkî cümlesi içinde çeşitli enstrümanlarla tekrârı yolu ile halledilmiş bulunmaktadır. Böylece “çok seslilik” Batı mûsıkîsi için bir zarûret, Türk mûsıkîsi için ise aralıkların eset olmaması da dikkate alınırsa bir kargaşalık ifâdesidir.

Her iki mûsıkî farklı kültürlerin mahsûlüdür. Birinden zevk alan insanın diğerini de beğenmemesi, hatta öğrenip icrâ etmemesi için sebep yoktur. Tebliğimizin başında da belirttiğimiz gibi müzik türleri toplumdan topluma değiştiği hâlde, temel olarak mûsıkî, insanlığın ortak malı olarak değer kazanmaktadır.

Aslında Türk ve Avrupa mûsıkîsini bu şekilde bir mukâyese içine sokmanın da yersiz olduğu kanaatindeyim. Bugün bütün müzikologların ittifak ettikleri bir husus vardır ki, dünyâda günümüzde sâdece iki büyük klâsik mûsıkî sistemi mevcuttur: Klâsik Batı Mûsıkîsi veya Avrupa Mûsıkîsi ve Klâsik Türk Mûsıkîsi. Diğer mûsıkî tipleri ancak folklor mûsıkîsi olmaktan ileri gidememektedirler. Çok sesli Batı mûsıkîsini bir heykele benzetirsek, tek sesli-çok makamlı Türk mûsıkîsini de rengârenk ve bir satıh üzerine yayılmış bir mozaiğe teşbih etmemiz mümkündür. Heykel de mozaik de kendi estetikleri içinde “güzel”dirler ama onları bu çeşit bir karşılaştırma içine sokmak ve birinin sistemi ile diğerini bir mukâyeseye sokmanın abesle iştigâl olduğu kanaatindeyim.

Saygılar sunarım efendim.

İşte Türk müziğinin gücü kardeşlerim. Müziğimize sahip çıkalım.
BERKAY MERİÇÖZ.
Ben Toprağın Sinesinde İnsan Denilen Bir Canım.
Hem Düşünür Hem Severim Budur Taştan Farklı Yanım.
Her Maddenin Zerresini Bedenimde Taşıyorsam,
Ben Ne Bir Taş, Ne Bir Ağaç, İnsanlığımla İnsanım.

Ağaçların Özgürlüğü Ancak Ağaç Gibi Olur.
Benim Özgürlüğüm İse Düşüncemle Hayat Bulur.
Her Sürünün Bir Çobanı Var, Çobanını Koyun Seçmez.
Ben İnsanım Koyun Değil, Ben Bilirim Koyun Bilmez.


Kullanıcı avatarı
mericoz
Divan Sazı
Divan Sazı
 
Mesajlar: 1286
Kayıt: 29 Eki 2008, 00:45
Teşekkür etti: 385
Teşekkür aldi: 363
Uyarılar: (0%)
Konum: KARTAL/İSTANBUL
Level: 31
HP: 228 / 2536
228 / 2536
MP: 1211 / 1211
1211 / 1211
EXP: 1286 / 1384
1286 / 1384

mericoz isimli üyemize teşekkür edenler :
m.özer

Re: TÜRK MÜZİĞİ İLE BATI MÜZİĞİNİN SES SİSTEMLERİNİN “İNFORMATİF

Yeni mesajgönderen hasretsevda tarih 08 Tem 2010, 10:06

mericoz yazdı:Türk mûsıkîsinin işâret sistemi tamâmen farklı esaslara göre kurulmuştur. Ana oktav dizinin Batı mûsıkîsi gibi 54 koma’lık değil 53 koma’lık bir skala üzerine dağılmıştır. Bu 53 komalık mesâfe ise eşit olmayan 24 parçaya bölünmüş olup bu küçük aralıklar birer ârıza değil, birer müstakil perde hüviyetini kazanmıştır. Kaldı ki, aslında ses adedi 24’den çok daha da fazladır. En basit bir örnek olarak Rast makâmındaki Segâh sesi ile Uşşak makâmındaki Segâh sesinin farkına işâret etmek isterim.

.

batı muziği ile türk muziği arasındaki bariz fark olan 53-54 koma hadisesinde batı muziğindeki kalan 1 koma ses 0.9 centlik parçalar halinde pianoda si sesi üzerinde yedirilmiştir...ve buna pisagor koması adı verilmiştir...aslında sistem olarak batı muziğindeki bu ince ayrıntıda matematik olarak eşit sesler gibi görünsede aynı değildir...batı muziğinde 12 ses eşit olarak hesapğlanmış fakat batıdaki bemol ve diyez işaretleri türk musikisindeki koma degerleriyle aynı değildir..akor kurulumları 12 eşit sese göre hesaplanmıştır...türk musikisi sistemi ise tamamen doğadan alınmış seslerle AREL-EZGİ-UZDİLEK sistemi dediğimiz ve içlerinden bir fizik profesörü(Salih Murat Uzdilek)tarafından önce analiz edilmiş sistemi ilk Dr Subhi Ezgi ortaya cıkarmış ve Huseyin Saadettin Arel se kaleme almıştır.Arel sistemi kaleme almaklada kalmayıp batı muziğini çok çok iyi bildiği için iki musiki sistemi arasındaki çokseslilik verilerini araştırmış ve gerekli receteyi sunmuştur.türk musikisi çok sesli olamaz diyenlere en basit formülü 53 eşit koma düşünülürse ve komaların her biri akor için uygulanırsa bu konuda gereken recete oluşacaktır sanıyorum.kendimde zaman zaman çalışmalarımı bu konu üzerinde yoğunlaştırdım yaklaşık 20 yıl kadar sürdü...zaman zaman albümlerin içinde deneysel çalışmalarda bu polifonizmi yakalamaya calıştım...bağlamanın 17 perde sisteminde de si sesi si bemol iki ve üç olarak karşımıza çıkar..yine sistemin püf noktası si sesinde gizlidir...egerki si bemol sesinin karşıtı diğer tellerde aranırsa ki bunun için ek perde kullanmak gerekicek bugünkü anlamda tanburun 24 eşit olmayan perde sayısına yetişmek mümkün oluyor...tanburda 24 eşit olmayan gayri musavi ve baglamadaki 17 perde aslında sonucunda türk musikisi ses sisteminin özetidir..dünyada ses sistemleri batı muziği tampere sistem çin musiski sistemi pentatonik ses sistemi içlerinde yarım sesler yok mi ve si sesleri...do re fa sol la hint musikisi sistemi her bir komaya şuruti dedikleri 22 eşit parça ve 24 eşit olmaayan türk muzigi ses sistemi olarak 4 ana başlıkta karşımıza çıkar...ve içlerinde en geniş skala bizim türk muziğimize aittir.....H.Saadettin Arel in Turk musikisi kimindir adlı eseri dikkatle incelendiğinde tüm bu sistemlerin ve turk muziği sisteminin tam manada bilimsel analizine rastlamak mümkündür..fakat bizim musikimizde armoni sistemi kendinen has yapıda henüz araştırılmadıgı için bazı teorisyenlerce kesinlikle çok sesli olamaz iddiası vardır...bunların nedenleri çok çeşitlidir...ses sistemi ve çalgılarda standarzisazyonun yakalanması açısından olsun ve batı muziği armonizasyonunun selenler ile açılımı olsun mevcut sistem çok iyi analiz edildiği vakit polifonik yapıya çok musait oldugu görülecektir....kaldı ki mısır da kahire üniversitesi bu konuyu yıllar once halletmiştir...bizdeki anlı şanlı besteciler armoni konusunda çogu zaman kısır kaldıkları için bu konuda önyargı ile yaklaşarak çok sesli olamıyacagı iddiasında bulunmaktadır....
Kullanıcı avatarı
hasretsevda
 
Teşekkür etti: 0
Teşekkür aldi: 3
Uyarılar: (0%)
Level: 0
HP: 0 / 0
0 / 0
MP: 0 / 0
0 / 0
EXP: 0 / 0
0 / 0

2 hasretsevda isimli üyemize teşekkür edenler :
mericoz, Razor

Re: TÜRK MÜZİĞİ İLE BATI MÜZİĞİNİN SES SİSTEMLERİNİN “İNFORMATİF

Yeni mesajgönderen mericoz tarih 08 Tem 2010, 10:16

İşte tam burada Sayın Gencebay'ın da bunu ne kadar başarıyla bizlere sunduğunun altını çizmeliyiz. (Çok seslilik).
Üstadım dediklerine katılıyorum.

Bu arada site yöneticilerimizden bir ricam olacak. Şu 1-2 gündür yazdığım yazıları acaba TÜRK MUSİKİMİZ gibi bir konu başlığı açsanız ve bunları da oraya ekleseniz daha iyi olur mu diye düşündüm. Bu sayede hem bu konular için apayrı bir alanımız olur ve hem de daha iyi olur. Sanki musikimiz ile yazdığım yazılar Arap Müziği - Türk Müziği İlişkisi konusundan ayrılmış gibi. Eğer yazdıklarım burda uygunsa kalmasında yani yeni bir yer açılmasına gerek yok. Ben bu konudaki yazılarıma bir süre daha devam edeceğim.

Saygılar.
Ben Toprağın Sinesinde İnsan Denilen Bir Canım.
Hem Düşünür Hem Severim Budur Taştan Farklı Yanım.
Her Maddenin Zerresini Bedenimde Taşıyorsam,
Ben Ne Bir Taş, Ne Bir Ağaç, İnsanlığımla İnsanım.

Ağaçların Özgürlüğü Ancak Ağaç Gibi Olur.
Benim Özgürlüğüm İse Düşüncemle Hayat Bulur.
Her Sürünün Bir Çobanı Var, Çobanını Koyun Seçmez.
Ben İnsanım Koyun Değil, Ben Bilirim Koyun Bilmez.


Kullanıcı avatarı
mericoz
Divan Sazı
Divan Sazı
 
Mesajlar: 1286
Kayıt: 29 Eki 2008, 00:45
Teşekkür etti: 385
Teşekkür aldi: 363
Uyarılar: (0%)
Konum: KARTAL/İSTANBUL
Level: 31
HP: 228 / 2536
228 / 2536
MP: 1211 / 1211
1211 / 1211
EXP: 1286 / 1384
1286 / 1384



İlginizi Çekecek Diğer Başlıklar


Dön Genel Müzik Tartışmaları

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir