Gencebay’cı olmak, sadece Gencebay’ın müziklerini ve filmlerini bilmek demek değildir. Gencebay’cılık bir felsefe gömleğidir. Gün içinde sürekli sırtımızda bulunan bu gömlek bizim yaşantımızı da belli oranda etkiler. Toplum içindeki saygınlığımız, sevecenliğimiz, babacanlığımızda buradan gelmektedir.
İster ki çevremizde bizler kadar olmasa bile, en azından Gencebay severleri, sempatizanları bulunsun. Bunu gerek psikolojik gerekse içgüdüsel olarak isteriz, arzu ederiz.
Çünkü bir Gencebay’cı asla içine kapanık değildir. Dış dünyaya ilişkisini keşmiş, kendinden geçmiş değildir. Aksine insanları gözetler seyreder, onların mutluluklarından mutluluk çıkarır, onların acılarını kendi yüreğine hisseder. Çünkü bir Gencebay’cı iğnesinden ipliğine her duyguyu kendisi yaşamamış olsa dahi yüreğine nakşetmiştir, içine işletmiştir.
Toplumda Gencebay’cıların yeri hep ayrı olmuştur. Bu yansınamaz bir gerçek. İnsanlara bu olgu hep acayip gelmiştir. Farklı ve sıra dışı gelmiştir. İnsanların hep tuhafına gitmiştir. Diğer başka bir çok sanatçının fanatiği olmak insanları etkilemezken, “Ben Orhan GENCEBAY’cıyım…” diyen birisi onların her zaman ilgi odağı olmuştur.
Çünkü bir Sezen Aksu hayranı olmak demek; Sezen Aksu’yu sevmek ve beğenmek demektir. Şarkılarına bayılmak demektir. Toplumda ben Sezen’ciyim diyen biri pekte ciddi anlamda dikkate alınmaz. “Ha, öyle mi... Ne güzel..” denilir ve geçilir, bir daha sözü edilmez.
Ama “Ben Gencebay’cıyım…” dediğiniz zaman, iş yerinde ki yada okuldaki tüm insanlar size şöyle bir bakıp süzer..
Çünkü onlarda az çok farkındadırlar ki Gencebay’cı olmak demek; sadece sanatçıyı çok sevmek, albümlerini biriktirmek, resimlerini duvara yapıştırmak demek değildir. O’nun felsefesini benimsemek, özümsemek ve hayata yön vermesini sağlamak demektir.
Bir Sezen’ci, eserin alt yapındaki Davulu kimin çaldığını merak etmez. Bir Sezen’ci çalan Sezen Aksu şarkısının makamını, yaylı partisyonlarını, eserin hikayesini merak etmez.
Oysa bir Gencebay’cı gerçek bir araştırmacıdır. Eserin her şeyini merak eder, hikayesini, duygusunu, müzikal yapısı merak eder. Eseri bağlamasında çalmak ister, eserin orkestrasında çalan enstrümanistleri merak eder. Gencebay’cılığın bir diğer büyük farkı da bu zaten.
Yıllar önce, “Ben Türkiye’nin en büyük Müslüm’cüsüyüm…” diyen birine bir soru sormuştum
“İsmet Topçu’yu tanır mısın?...”
Zat-ı muhterem;
“Yoo.. Hayır, o da kim?..”
Ben;
“Nasıl tanımazsın, Müslüm babanın 80 ortalarından, 90 başlarına kadar albümlerde elektro bağlama çaldı…”
“Bilmiyorum ben o kadarını…”
“Ayrıca Ne Yazar adlı bestenin bestekârıdır kendisi…”
“Bilmiyorum…”
Güldüm şaşırdım. Sen nasıl Müslüm’cüsün, nasıl tanımazsın.. dedim.
Buradan şu anlamı çıkardım ki, Sanatçısının her şeyini araştıran, araştırmakdan zevk duyan mutluluk duyan, araştırdıkça daha da çok bağlanan insanlar, bizleriz.
Düşünsenize, adam “İsmet Topçu” yu tanımıyor. Oysa ki biz Gencebay’ın her şeyini biliriz, araştırırız, öğreniriz. “Aman ya orkestrasında kim çalarsa çalsın, bize ne…” demeyiz.. “Yahu bize ne eserin makamından, biz şarkıya bakarız…” “Ya bana ne kime bestelerse bestelesin ben kulağıma hoş geldiği için dinlerim..” , “Aman ya aranjede hangi enstrümanı kullanırsa kullansın, şarkı işte bize ne?...”
Bunlar bize çok uzak şeyler. Gencebay gibi bir adamın hayranı olacaksın da, “Aman ya kulağıma hoş geliyor dinliyorum…” diyen Sezen’ciler gibi olacaksın…
İşte Gencebay’cı olmanın diğer bir çok sanatçılığın hayranlığından farkı…
Makale: Ömer Faruk EROl , İdam Mahkumu - 10.02.2008










