topraktanbircan yazdı:Bu sanki biraz da moda gibi oldu Serdar.Hani sen şimdi mesela bir "Ebru Gündeş" örneği verdin.Ben düşündüm sebebi ne olabilir diye.Şöyle düşündüm;Ebru Gündeş köklü bir müzik eğitimi alıp bugünlere gelen bir yorumcu değil.Sanat müziğinin usül ve makamlarını bilmez,halk müziğinin kendine has tavırlarını bilmez.Bu bilgiler olmadan,kulaktan dolma,sadece başka ses sanatçılarını dinleyip onlardan etkilenerek yorumunu oluşturmaya çalışan bir şarkıcının öyle her eseri usülüne göre okuyamamasını anlayabilirim.Bundan yorumculuk hakkında katı bir görüşe sahip olduğum gibi bir sonuç asla çıkartılmasın.Tabiki her yorumcunun kendine has özellikleri olacak.Ama bir altyapın olacak,onun üzerine ne yapacaksan yapacaksın.Hiçbir makam,nota,usül bilmeden direk kulaktan dolma(şimdi ona rota diyorlar) birikimlerle yorumculuğa soyunursan o zaman değişiklik,özgünlük kılıfının içinde aslında tekdüzelik sergilemiş olursun.Bugün ben Ebru gündeş'ten hangi tarzda eser dinlersem dinleyeyim aynı tarzı dinliyormuş hissine kapılıyorsam o zaman kimse kusura bakmasın ben buna yorumculuk,özgünlük,değişiklik demem;diyemem.
Burada olay aslında sadece Ebru gündeş olayı değil.Gündeş'le derdimiz yok;"x" ya da "y" yorumcudan da misal verebilirim.Gündeş burada sadece temsil görevi gören bir isim.Onun üzerinden müzik piyasasında gerçekten son derece hakim olan ve bize özgünlük,özgürlük,serbestlik,çokseslilik kılıflarına büründürülüp yutturulmaya çalışılan bir tekdüzelikten bahsediyorum.Bugün 50'li yıllardan beri müziğimizde gittikçe hakim olan ve en büyük atılımlarının da Gencebay tarafından yapıldığı bu serbest piyasa müziği kavramı aslında hem yorumculuk hem de müzisyenlik faktörleri açısından yeterli bilgi donanımına sahip olmayan eller tarafından işlendiğinde,müziğimizi gerçekten kalitesizliğe ve içinden çıkmak istenildiği halde her geçen gün biraz daha kısırlığa sürüklüyor.Hem de bu anlayışlar aslında müziğimizi zenginleştirmek adına oluşturulduğu halde.Çünkü Türk müziği gerçekten bir derya,onu serbest ve özgürce işleyebilmek için temel bilgileri,nüveleri alıp onları aşacaksınız,onların bir adım ötesine geçip birşeyler ilave etmeye çalışacaksınız.Müzisyen olarak ya da yorumcu olarak.
Ama siz bu deryanın daha temellerine hakim olmadan,bu aşamalardan çok daha sonraları gelinmesi gereken bazı noktalara geldiğinizi iddia ederseniz,hiçbir birikiminiz olmadan direk "ben özgünüm,özgürüm,serbestim" iddialarıyla işe koyulursanız,işte o zaman kaçınılmaz olarak yaptığınızın adı arabesk olur,tekdüzelik olur,yozluk olur.
Çok güzel anlatmissin Basar, aynen katiliyorum.
Neticesinde taklitçilik ve dar ufuklu olmanin dinleyiciye veyahut müzige bir getirisi olacagini söyleyemeyiz.. Su tespitin de ayri bir önem tasiyor; "Bugün ben Ebru gündeş'ten hangi tarzda eser dinlersem dinleyeyim aynı tarzı dinliyormuş hissine kapılıyorsam o zaman kimse kusura bakmasın ben buna yorumculuk,özgünlük,değişiklik demem;diyemem." ...
Bazen düsünüyorum, "yahu bu insanlar bu eserleri böyle okuyunca "ne güzel okuyorum" mu diyorlar acaba ciddi ciddi" ..

Demek ki öyle düsünüyorlar, yoksa niye öyle okuyasin.. Sonra senin (sarkicinin) düsünmesiyle de biryere kadar; belli bir kitle bu tarzi benimsemis, x adli sarkicinin - bana ters gelen - o tarzini dinlerken mest oluyor.. Yani düsünmeli.. Sorun bende mi..? Ben mi yanlis düsünüyorum, ya da insanlar mi anlamiyor ve zevksiz..??
Bu olay aslinda sadece yorum hususuyla kalmiyor..; örnegin Ibrathim tatlises´in orkestrasi her çaldigi bir esere gereksiz keman teknikleriyle gerektiginden- ve çogu zaman sarkida oldugundan daha fazla Ortadogu havasi verir... Sonuç olarak eserin - tabiri caizse - özü bozulur, sarkida potansiyel olarak varolan duygu yansimaz... Yani bir örnek sadece.. Hastalik resmen.