Son Konular
Anasayfa / Makaleler / Gencebay’ın Yedinci Harikâsı

Gencebay’ın Yedinci Harikâsı

Gencebay net aleminde pek söz edilmeyen, pek irdelenmeyen bir konu bu. Gencebay müziğinin büyüsünü keşfetmiş, felsefe deryasının ılık sularında kulaç atan isimleriz. Ama Genceby’ın sesi hakkında pek konuşamadık. Şimdi bu konuyu biraz açalım istiyorum.

Orhan GENCEBAY herkesin bildiği gibi, büyük bir müzisyen; geniş çaplı bir beskekârdır. Virtüözdür, aranjördür, enstrümanisttir, maestrodur, orkestra yönetmenidir, notisttir ve aynı zamanda bir ses sanatçısıdır.

O’nun “ses sanatçısı” olan kimliği diğer bir çok Türk ses sanatçılarından farklı bir yerdedir. Bir kere O’nu marjinal kılan; sadece ve sadece kendi bestelerini okumasıdır. Dolayısı ile Gencebay için “yorumcu” ya da “şarkıcı” tanımasını kullanmak yersiz ve yetersizdir.

Kendi eserlerini ve kendi bestelerini seslendiren bir kimseye “yorumcu” denmez. Çünkü bir insan kendine ait olan bir şeyi sunuyorsa; bu O’nu dinleyenlere “kendi rengiyle” sunduğu anlamına gelmez. Gencebay bir bestekârdır; bir müzik dahisidir ve sadece kendi eserlerini okur, seslendirir. Gencebay’ın bu yönünü; “yorumcu” yada “şarkıcı” diye nitelemek yanlış olur. Ancak “Ses sanatçısı” tanımlaması yapılabilir, tek başına salt olarak “ses sanatçısı” ifadesi de yersiz kalır.

Bir zincir düşünün, küçük halkalar giderek büyüyor. Bu halkalardan biri eksilirse, diziliş bozulur, dolayısı ile estetik bozulur. Estetik bozulursa, iş kabiliyeti bozulur. Bir halkanın eksilmesi her şeyi alt üst edebilir. Yada bir Tren düşünün. Trenin lokomotifi olmazsa, o tren hiçbir işe yaramaz. Ama tek başına lokomotifte işlerin yürümesinde yeterli olmayabilir.

İşte Gencebay müziği de böyledir. İlham’ın gelmesiyle başlar; stüdyoda mikrofona eser okumakla son bulur. Arada hiçbir kopukluk yoktur. İlham gelir, bağlama ele alınır ve öne nota kâğıdı açılır. Bir yandan da ses kayıt cihazları her olasılığa karşın, açıktır ve kayıttadır.

İlham; Gencebay’ın büyük müzisyenliği ile notalara dökülür. Bu büyük ama çok büyük bir yetenektir. Tıpkı ham demirin, yumuşak demire dönüşmesi gibidir. Gencebay’ın gönlüne doğan gel-git duygular; beyin tarafından duyguya, sonra yetenek, teknik ve beceri ile notaya dökülür. Böylelikle eserin ezgisi-melodisi az bucuk şekillenmiş durumdadır.

Notalar, üzerinde beklide günlerce çalışarak besteye dönüşür. Bu zincirin ikinci halkasıdır diyebiliriz. Yalnız dikkat etmek gereken nokta; zincirin giderek büyümesidir.

Beste şekillendikten sonra; ustası tarafından ( Gencebay tarafından ) en iyi şekilde aranje edilir. Zincirin üçüncü halkasına geldik.

Artık stüdyoya girme zamanı gelmiştir. Zincirin en önemli halkalarından biridir bu. Eğer bu aşamada, Doğal diziliş bozulursa, o zincir gerçek amacına ulaşamaz. Şayet zincir, orantılı olarak kendinden öncekiler gibi doğal ve natürel biçimde gelşmişse, ancak o zaman özgün olur.

Gencebay tabii ki bu doğal dizilişi bozmadan; zincire en son halkayı ekler. “Eseri okumak…”

Ortaya bir zincir çıktı. Bu zincir özgün bir zincir. Ustası, ilk halkasından en son halkasına kadar başka kimsenin elini vurdurmadan; tamamen kendi duygu ve yetenekleri ile halkaları bir bir tasarladı ve devasa bir puzzle gibi yerli yerine monte etti. Ve puzzle’nin tamamlanması için en son hamleyi yaptı; eseri kendi sesiyle okudu.

Bir beste böylelikle, Gencebay’ın tüm uzuv ve yetenekleri ile doğmuş oldu. Gönül’e doğdu; beyinde şekillendi, el ve bilek ile notaya döküldü, yetenek ve teknik ile aranje edildi; bilgi, donanım, arzu ve istek ile orkestrasyonu yapıldı, gırtlak ve nefes ile eser okundu; tamamlandı.

Gencebay elbette ki tüm bu halkaların yerli yerine dizilmesinde başka insanlardan yardım destek aldı; fakat bu o eseri melezleştirmedi; duygu Gencebay’ın duygusu, teknik Gencebay’ın tekniği; tohum Gencebay’ın, tarla Gencebay’ın. Su Gencebay’ın, işçilik Gencebay’ın.

Eğer ki Gencebay her şeyiyle kendisine ait olan bu eseri kendisi seslendirmeseydi; şu bir gerçek ki bugün Gencebay olmayabilirdi.

Gencebay’ı Gencebay yapan, bir inşaatın, çimentosundan, suyuna, tuğlasından, arsasına kadar, işçiliğinden, boyasına kadar her şeyiyle kendisine ait olmasıdır.

İşte Gencebay eserlerindeki büyünün gizemi de bu ayrıntıda saklıdır. Eğer bir Gencebay eserinin aranjörü başkası ise; Bir Gencebay Şaheserindeki önemli bir halka eksik olur, dolayısı ile zincirin doğal dizilişi bozulur, rengi bozulabilir, eser özgün olmayabilir.

Yada eğer bir Gencebay eserinde, eseri başkası bir başkası yorumlamışsa; bu duyguların yarım kaldığı anlamına gelir, eser sahibi eserine en son ilgiyi göstermemiş ve bir başkasına vermiştir, dolayısı ile bu bebek evlatlık verildiği aile tarafından iyi bakılmayabilir, dövülebilir, psikolojisi bozulabilir. Büyüdüğünde her ne kadar genlerinde ve DNA’larında babasının her şeyini taşımış olsa da, bir başka aile tarafından yetiştirilip büyütüldüğü için başkalaşmış olabilir. Gerek biyolojik olarak gerekse sosyolojik olarak.

İşte Gencebay eserlerinin başka sanatçılarca yorumlanması olayı her ne kadar bizi mutlu etse, duygulandırsa ve sevindirse de; madalyonun öbür yüzü göstermektedir ki; doğal diziliş bozulmuş durumdadır.

Şimdi gelelim Gencebay’ın sesine….

Gencebay’ın sesi halk arasında hep; “küçük, kuvvetsiz bir ses…” olarak bilinir… Bunu genelde hep kendi eselerini okumasına, Bir Müslüm Gürses yada bir Zeki Müren gibi her türden eser okumadığına bağlarlar. Oysaki çok büyük yanlışlıklar içeren bir düşüncedir bu.

Gencebay bir yorumcu değildir. Dolayısı ile sesi, sadece kendi eserleri için değerlidir; kendi eserlerini okumak için vardır. Eğer ki Gencebay yorumcu olsaydı, eğer ki Gencebay, Bülent Ersoy, İbrahim Tatlıses, Müslüm Gürses gibi her türden şarkı okuyan bir şarkıcı olsaydı; O zaman belki sesi küçük görebilirdi.

Fakat, şunu anlamak gerekiyor; Her türden eser okuduğuna ve hakkını verdiğine inanılan, İbrahim Tatlıses, Zeki Müren, Müslüm Gürses bile, Gencebay eserlerinin hakkını verememektedir. İşte yanılgı burada…

Hani nerede kaldı yorumcu olmaları?

Dolayısı ile anlıyoruz ki, Gencebay, Gencebay Müziğinin en büyük yorumcusudur. Bir halk müziğinin en büyük yorumcusu olmayabilir; çünkü kendi eserlerini okuyor. Bir Sanat müziğinin en büyük yorumcusu olmayabilir; çünkü sadece kendi eserlerini okuyor. Ama Gencebay, Gencebay müziğinin en büyük ve en önemli yorumcusudur.

Kendi eserlerini en üst düzey seslendirmiyor mu? Evet. Kendi bestelerini seslendirirken en büyük duygular ile seslendirmiyor mu? Evet. Gencebay müziğinin en büyük ve en önemli ses sanatçısı değil midir; Evet. Dolayısı ile Gencebay “Şarkıcı” yada “yorumcu” sınıfının elemanı değildir ve bu sebepten dolayı, diğer ses sanatçılarının ses performanslarıyla kıyaslanamamalıdır.

Bir Gencebay müziğini her zaman en iyi şekilde okuyan Gencebay’ın şahsıdır. Şuan en büyük yorumcular arasında bulunan İbrahim Tatlıses bile, Gencebay müziğine gelince süt dökmüş kediye dönmektedir.

Gencebay’ın sesi sıra dışı, marjinal ve özgündür. Gencebay’ın sesi; Gencebay duyguları zincirin en son halkasıdır ve çok ama çok önemlidir.

Şimdi Gencebay’ın sesini biraz daha açalım.

Gencebay’ın olağanüstü bir sesi vardır. Çünkü, tıpkı müziğinde olduğu gibi sesi de sentez bir sestir. Batı, Türk halk ve türk sanat, arap, İspanyol ses yorumlarının bir sentezidir onun sesi. Her tür müzikle ilgilenirken, her türden eserin yorumuyla da ilgilenmiştir.

Dolayısı ile Gencebay, sadece Gencebay Müziğinin en önemli ses sanatçısı olarak değerlendirilmesinin yanında, bir batı eserini, bir Türk halk müziği eserini, bir Türk sanat müziği eserini ve bir İspanyol yada hint eserini en iyi şekilde ircaa edebilecek yeteneğe sahiptir.

Eğer ki Gencebay sadece “Sanat müziği” yorumundan anlasaydı ve her eserini belli bir çizgi de yorumlasaydı; şuan bu durumda olmayabilirdi.

Gencebay’ın müzik bilgisi tahmin ettiğinizin de çok ama çok üstündedir. Dünyanın sayılı müzisyenleri arasındadır. Nota bilgisi, enstrüman bilgisi, orkestrasyon bilgisi, ritim perküsyon bilgisi,  aranje bilgisi üst düzeydir. Bu engin müzik bilgisinin sayesinde sesini çok ama çok iyi kullanabilmektedir.

Ve Gencebay’ın sesi bilimsel bir sestir. Piyano notaları kadar net ve berrak bir sesi vardır. Piyano “La” notasına bastığında çıkan 440’lık bir frenkans ile, Gencebay gırtlağından çıkan “LA” notası frekansının bilimsel değeri aynıdır. Gencebay sesini enstrüman gibi kullanabilme yeteneğine sahiptir.

Japon bilim adamlarının yaptığı bilimsel araştırmada bunu tüm çıplaklığı ile ortaya koymaktadır. Japon ve Amerikan bilim adamlarının beş yıldır sürdürülen ABCATT PROJECT ( Abroad Broadcasting Carrier for Turkish Traditional Arts) adlı araştırmasına göre;  Sezen Aksu, Muazzez Abacı, Mahsun Kırmızıgül, Emel Sayın, Barış Manço, Ahmet Kaya ve diğer bazı ünlü yorumcular “Bilimsel Müzik Standartları”nın altında kalmışlar. Orhan Gencebay ise; ses yeteneği açısından “Dünya standartlarında ses sanatçısı” olarak kabul edilmiştir. Bu veriler, Gencebay’dan alınan ses örnekleri ile Japonya ve Amerika da ki ileri teknoloji ile donatılmış ses laboratuarlarında ses mühendisleri tarafından analiz edilerek elde edilen verilerdir ve tamamen bilimseldir.

Gencebay bir mikrofon sanatçısı değildir. Stüdyoya saklanan, sadece stüdyoda bilgisayar ve cihazlar yardımıyla ses kayıt ettiren biri değildir. Belki son yıllarda teknolojiyi iyi yönlü kullanıyor olabilir, bu O’nu mikrofon sanatçısı yapmaz.

Çünkü; Gencebay 1960 ortalarından bu yana sesini kullanmaktadır. 60’larda Bilgisayarlardan söz edemeyiz… Tamamen ve sadece doğallıktan, gerçeklikten söz edebiliriz.

Gencebay’ın ses karakteri; bukalemun gibidir.  Yaylılara, eserin gidişatına, esere,  hatta sözlere göre değişkenlik ve farklılık gösterir.

Gencebay’ın sesi bulunduğu ortama, bulunduğu makama, bulunduğu enstrümana göre renk değiştirir.. Bir albüm içerisindeki 12 şarkının, 12 ayrı ses karakteri varır.

Her albüm için farklıdır, hatta her eser içi farklıdır.

Bu konuyu biraz daha açıp, örnek teşkili bakımından Cennet Gözlüm albümünü ele alıyorum….

Cennet Gözlüm, 1987 yapımı, Gencebay müziği ile donatılmış önemli bir albüm.  Albüm, 10 eserden oluşuyor. Cennet gözlüm, canın sağ olsun, benim değil, diyemedim ki, niye, dön, kal sağlıcakla, ne oldu gülüm, neredesin sevgilim ve dünya dönüyor.

Cennet Gözlüm albümünden birkaç yıl evvel çıkan Beni Biraz Anlasaydın ve Cennet gözlüm albümüyle aynı yıl çıkan Akma gözlerim albümleri arasında ses karakteri olarak ciddi farklılıklar vardır.

Örneğin;

Neredesin Sevgilim eseri; büyük bir coşku ve duygu ile okunulması gereken bir esermiş ki, Gencebay bu şarkıyı sesinin her nüansını kullanarak, adeta haykırarak, davudî, ağlamaklı bir ses tonu ile okur… Ve sesini adeta şelaleden coşkuyla akan bir su seli gibi kullanır. Gencebay ses karakterinin en kalın, tok ve davudi örneklerinden biridir bu. Şarkıda sevgilisini arayan, ama bulamayan ve bu duruma isyan eden biri canlandırılır.

Nakarat kısmında; “Sevgili sarıyor…” derken, isyan edişini anlayabilirsiniz. Sesini öyle bir kullanmıştır ki; enstrüman gibi…

Dön, eseri çaresizlik içinde kalmış birini canlandırır… Sevdiği kendisini, para, daha iyi bir yaşam, daha iyi olduğunu sandığı bir insan için terk etmiştir.  Şarkı sözlerinde O’na;

Yalan sözlerine inandıkların
Riyakar yüzüne aldandıkların
Bir bir terk ederse dost sandıkların
O tatlı canını sıkarlarsa dön…

Demektedir. Ve ses tonunda bir “bekleyiş” karakteri rengi hakimdir. Bu gerçekten mucizevî bir olay. Özellikle

“bir bir terk ederse dost sandıkların aman aman…” derken; gerçekten ses tonuyla insanı öyle bir etkilemektedir ki… Antılmaz yaşanır..

Niye, eseri albümün önemli eserlerinden biri. Sesini öyle bir kullanmıştır ki bu şarkıda; insanı büyüler. Sesini inceltmiş; daha sakin daha durağan bir biçimde… Bu nasıl bir şeydir? Neredesin Sevgilim eserini sesinin tüm gücüyle okuyan bir adam; bu şarkıyı neden incecik okumuş?

Neden Dokunma eserinde sesiyle, yaralı bir insan gibi, ağlamaklı, acıklı, halsiz, yorgun bitkin; her şeye rağmen bir ümit ışığı bekleyen birini canlandırırken,  Al hançeri eserini ince bir ses tonuyla, aşık dolu, sevgi dolu bir tonla okumaktadır?

Neden küçüksün yavrum’da evladına büyük bir şefkat besleyen bir baba’nın ses tonu ile seslenirken,  Duyun Beni eserinde, her şeye isyan etmiş birinin ses karakterini kullanır?

Neden Seveceksin eserinde, mutlu bir insanın ses tonunu kullanırken; Zalimsin’de ağlamaktan gözleri şişmiş, kan çanağına dönmüş birinin ses tonunu kullanır?

Neden aynı albümden olan Uyu ey gönlüm ve Bahcevan eserleri arasında ciddi ses kullanım farkı vardır? Uy ey gönlümdeki ses tonu ile Bahcevan eseri arasında dünyalar kadar ses tonu farkı vardır… Belki iki eserde aynı gün, aynı stüdyoda kayıt edildi.. Ama birindeki sesi bambaşka bir karakter, diğerindeki sesi bam başka bir karakter…

İşte Gencebay’ın bir diğer harikası daha.. Müziğin 7 Gencebay harikasından biri de budur.. “Gencebay’ın sesi…”

Berhüdar Ol’un, İdam Mahkumu – Ömer Faruk EROL – 20 Oca. 08

Check Also

OrhanAbi.NET Efsanesi

Orhanabi.net sitesi 2002 yılında amatör olarak başladığı yayın hayatına 2004 yılından beri profesyonel olarak devam …

%d blogcu bunu beğendi: